10 Ekim 2011 Pazartesi

Film İzleyemiyorum! Yardımlarınızı Bekliyorum...

Ben film kültürü çok geniş olan bir insanım. Film izlemeye de bayılırım. Ama son zamanlarda indirdiğim hiçbir filmi sonuna kadar izleyemiyorum. 15-20 dk sonra sıkılıyorum filmlerden. Kapatıyorum hemen. Hiçbir filmi beğenemez oldum, sinemaya da gitmiyorum. Filmler mi kötü yoksa benim film izleme çipim mi bozulmuş?

Aksiyon, macera, polisiye, gerilim, tarih, fantastik film türlerini severim. Ama artık 20 dk sürüyor sadece :S Gerçi az önce Children of Men isimli filmi 1 saat izlemeyi başarabildim ama 20. dk dan itibaren kapatmayı düşünerek ve yine filmi sonuna kadar izlemeyedim :S

9 Ekim 2011 Pazar

Kimileri Yağmurda Sadece Islanır, Kimileri ise Yağmuru Hisseder...

Sonunda sıcaklardan kurtulduk. Serin, yağmurlu havalar geldi, hoş geldi.

Bu sabah uyandığımda ( saat 11 gibi ) havanın çok da aydınlık olmadığını gördüm. Dedim noluyo? Tamam odam güneş almıyor ama bu kadar da karanlık olmazdı. Sonra yağmurun sesini duydum. E tabi bi de soğuk olduğundan üşüdüğümü hissettim. ( hala yaz aylarındaki kılık kıyafetimle uyuyorum da )

Ben dışarıdayken yağmur yağdığında yada diğer bir deyişle yağmura yakalandığımda çok mutlu olurum. Hele bi de o yağmura deniz kenarında yakalanmışsam değme keyfime. Asla şemsiye kullanmam. ( bir keresinde eski sevgilimle yemek yemeye giderken yağmur yağmıştı, şemsiyesini açmıştı ama ben şemsiye altına girmedim yolda ayrı ayrı yürümüştük ) Yağmurda ıslanmak güzeldir, bu keyfi sahilde yada İstiklal Caddesi'nde yaşamak ise paha biçilemez bir duygudur benim için. Bazen arkadaşlarıma zorla şemsiyelerini kapattırıp " yağmurun tadını çıkarın manyak mısınız siz? " diye kızdığım bile olmuştur.



Kim ne derse dersin bence en güzel hava şuan dışarıdaki havadır. Ne çok sıcak, ne çok soğuk. Bunlara ek olarak yağmur kokusu da varsa... Sanırım bir organizasyon yapıp dışarı çıkmalı. Bi arkadaşları yoklayayım bakayım.

He nerdeyse unutuyordum bak. 29 Ekim Cumartesi 04,00'de dirilme günümüz var. Yanlış bilmiyorsam 3 yıldır düzenlenen bir etkinlikmiş. Tüm dünyayla aynı anda Michael Jackson'ın unutulmaz Thriller dansını sergileyecek gruba katılacağım. Yarın da ilk prova. İlgilenenler için linki paylaşıyorum, herkese iyi pazarlar... ( http://www.thrilltheworldistanbul.com )

4 Ekim 2011 Salı

Şaka Maka 4 Olduk! Bitiyo lan!

Eveeeeetttt 19 Eylül itibariyle 2011-2012 Eğitim-Öğretim döneminin başladığını daha önce de yazmıştım. Derslere başladık vs vs. Bugün çok güzel bir şey oldu. Ben ve benim gibi 4 arkadaşım sırf kolay olsun, hoca yoklama almasın, sınav sorularını veren moddan biri olsun diye 2 sene önce dersini aldığımız şeker mi şeker, herkese öve öve bitiremediğimiz bir hocamızın bu sene 3. sınıflara verdiği seçmeli bir dersi kıdem rütbe zart zurt düşünmeden çekip almıştık. ( bayağı uzun bi cümle oldu galiba neyse idare edin artık )

Bugün de ilk defa dersine girdik. Dersin adı Yönetimde Güncel Uygulamalar. Hocamız ders işleyişi hakkında çok mutluluk verici kurallarını bizimle ilk dakikadan paylaştı. " Arkadaşlar yoklama alıcam, devam zorunlu ve %80 devamlılık göstermek zorundasınız. Ben sadece bi iki ders konuşucam sonrası hep sizin sunumlarınız olacak. Vize yapmıcam vize yerine 20 dklık sunumlar yapcaksınız ve ondan puan alıcaksınız. " Daha önce de başıma geldiği gibi yine ummadığım taş baş yardı! Neyse ki final sorularını vereceğini taahhüt ederek az da olsa içimizi rahatlattı. Danışman hocam da geçen hafta derslerimi kayıt onaylarının son gününe 2 gün kala seçmeme rağmen onaylamadı. Neymiş ben tekrar değiştirirmişim son gün onaylayacakmış. Neyse 30 Eylül Cuma son günü gittik onaylattık. Ne oldu dersiniz? Onaylamalar bi hafta daha uzadı. Şeytan diyo sırf danışmana zorluk çıkarmak için ders değişimi yap diye ama neyse.

Tabi bunlar gelip geçici şeyler. Benim geçen senenin sonundan beri kafama takılan ve beni mutsuzluğa sürükleyen bir şey var. Bu sene okul son :( bitiyo lan öğrencilik. Bitiyo üniversite hayatı :( ne ara ben 4 oldum ya kayıta geldiğim gün dün gibi aklımda. O sene ramazan ayının ilk günüydü, kuzenimle birlikte oruç oruç kayda gelmiştik. Danışma masalarındaki danıştığım insanlar nedense benim değil de kuzenim kayıt olacağını düşünüp onunla muhatap olmuşlardı. Kaydı olup geri döndükten sonra da yolda biricik dostum sevgili komşum Larien ile karşılaşmıştım. Ayak üstü iki çift laf ettikten sonra gırgırına koluna bir şamar patlatmıştım. Acıdı demişti, öpeyim geçsin dedim ama öptürmedi demekki acımamıştı kendisi yalan sölemişti herhalde :D

Ayrıca geçen sene mezun olmuş bazı arkadaşlarımın ( daha doğrusu bir arkadaşımın ) da yokluğu dolmuş değil henüz. Alışamadım yokluğuna. Gerçi sık sık gelip gideceğini söylüyo okula ama bakalım. + bana aylardır " sen bu sene napcaksın okulda çok merak ediyorum sparrow " diyip duruyordu. Bunları okuyunca da " yaaaa ben demiştim " diye düşüncek kesin.

Tabi ünideki ilk günlerim de sudan çıkmış balık gibiydi orası ayrı. Hocaların odalarına girip " Ben birinci sınıfım. Çok başarılı olmak istiyorum. Bana daha doğrusu birinci sınıf öğrencilerine ne tavsiye edersiniz? " diye tek tek soruyordum. Hepsi de klasik cevabı veriyorlardı:  " Derse devam, sakın ders kaçırma "

Bu ders aşaması bir yana hangi öğrenci kulüplerine üye olacağım ise büyük bir soru işaretiydi benim için. Tabi ki en büyük iki tutkum Fenerbahçe ve tiyatro olduğundan önce UniFeb'e sonra Tiyatro Kulübü'ne üye oldum. Bunu Atatürkçü Düşünce Kulübü izledi vs vs. Tiyatro Kulübü'nde ilk toplantımı hiç unutmuyorum. Toplantı yapılacak günler konuşuluyordu. Herkes hafta sonu gelebiliriz dedi. Ben ise o zamanlar hafta sonları İtalyanca kursuna gidiyordum. Kulüp başkanına " ben hafta sonları dil kursuna gidiyorum, gelemem. " demiştim. O da bana " Ben ingiliz dili ve edebiyatı öğrencisiyim. Sana yardımcı olurum " demişti. Ben italyanca kursuna gittiğimi söylediğimde de aldığım tepki " ofsayt o zaman " olmuştu. Tiyatro Kulübü'nde herkese uygun bir gün bulunduktan sonra toplantılara devam edilmiş, bir danışman hocayla anlaşılmıştı. Danışman hocamızla yapılan toplantılar sonunda ise bir Çanakkale Orotaryosu ve bir müzikal oyun sergilenmesi konusunda fikir birliğine varılmıştı. Müzikal demek dans demekti ve ben ömrü hayatında dans etmemiş kalas mı kalas mı odun mu odun biriydim. Dans bu hayatta yapacağım en son şeylerden biriydi ve madem ki Tiyatro Kulübü müzikal sergileyecekti ben ya kulüpte olmayacaktım yada sadece Çanakkale Gösterisi'nde olucaktım. Amma lakin tam ben bunları düşünürken danışman hocamız tüm kulüp önünde başkanımıza en çok kimlere güveniyorsun diye sordu. Başkanımızda beni yeni yeni tanıyor olmasına rağmen bana çok güvendiğini söyledi. Ve bende birisi daha sonra ona " bu muydu güvendiğin adam? " demesin diye kulüpte kalıp iki oyunda da yer aldım.

Sergilediğimiz müzikalin provaları ise hayatımın en neşeli en mutlu günlerine sahip oldu. Bir haftada salsa öğrenip 900 kişi önünde 3,5 dklık salsa yapmam da cabası. Ve şuan en çok ilgi duyduğum aktivitelerin başında latin dansları geliyor. Bir partner ve ortak boş zaman bulursam mutlaka gidicem kurslarına.

Neyse geçmişe çok fazla dalmayayım bu günler 3 sene önce yaşanmış olmasına rağmen her dksı dün gibi aklımda. Hatta bırakın dünü bu sabah gibi! Provalardan aklımda kalanları anlatmaya, yazmaya kalkışsam 1907 ciltlik ansiklopedi çıkar be! Hal böyleyken ben ne ara 4 oldum ya ne ara geçti bu 3 sene?

Tiyatrodaki danışman hocamız bir keresinde şöyle demişti: " Arkadaşlar geçen yılların ardından geriye dönüp baktığınızda ' ulan zaman ne çabuk geçti ' diyebiliyorsanız siz gerçekten o zamanı çok iyi değerlendirmiş, çok eğlenerek çok gülerek geçirmişsiniz demektir. Ama bunu demeyipte ' ulan bi 10 sene yaşadım ki sorma! Bitmek bilmedi ' diyorsanız eyvahlar olsun. Çok kötü bir 10 yıl geçmiş demektir. " Peki gerçekten öyle mi? Ben hocamın dediği gibi geçen 3 senenin nasıl geçtiğini anlamış değilim. Birileri kaçıncı senen diye sorduğunda 4 demek gelmiyor içimden. Ağzımdan zor çıkıyor o sayı :S Bir vakıf üniversitesinde ÖSYM bursuyla okuyorum. Hemi de %100. Akademik başarısızlıkta burs kesintisi yok. Acaba uzatsam mı diyorum. Bir seneden ne çıkar ki? Ne de olsa kuruş ödemiyorum okula. Offff napcam bilmiyorum. Ya da direk Yüksek Lisans'a başlayıp öğrencilik statüsünü devam ettiricem. Ama sırf öğrencilik devam etsin diye de yüksek lisans yapmak da bana ters. Keşke şöyle 30 yıllık bir bölüm olsaydı da ben o bölümü seçseydim 4 sene önce. Buradan yetkilelere duyrulur hıh. Bir arkadaşımın annesi " öğrenciye iş vermezler, kız vermezler. " demişti. Öğrencinin işi öğrencilik zaten, kız meselesine gelince vermesinler abi sonra dert oluyor. Öğrenci kalayım ben kız da istemiyorum iş de. Hazır değilim arkadaş kep atmaya ben. Ve 2012 Temmuz'una kadar da hazır mazır olamam hıh.



Ama olmuyor işte. Benim istediklerim olmuyor. Bitiyor okul. Ve ben her ne kadar bi sene uzatsam mı acaba diye düşünsem de şuan, adım gibi eminim finaller geldiğinde hayvan gibi kasıcam ve bitiricem okulu. Ulan keşke bi sene hazırlık okusaydım en azından şimdi üç olurdum. Ne diye geçtim ki o sınavı? ( hoş nasıl geçtim onu da bilmiyorum ya o ingilizce özürlü dönemlerimde )

Hem mezun olucam da nolcak? Sanki iş bulucam. İşsizler ordusunun sayısı çok fazla zaten. Eleman ihtiyaçları olduğunu zannetmiyorum. Hem hiçbir üniversite öğrencisi mezun olmazsa işsizlik de olmaz dimi? Tamam üniler kalabalık olur eyvallah mesela iki haftadır üniversitemin bahçesinde oturabilcek bir masa bulmuş değilim ama bi gün bende bulurum nede olsa diye umudumu yitirmedim. Zaten MFÖ'nün en sevdiğim şarkılarından biridir Benim Hala Umudum Var. ( Bu arada blogger alemindeki en sık takip ettiğim blogger lardan olan Lazanyam, Ankara'dan İstanbul'a yeni bir başlangıç için gelmiş bulunmakta. Kendisine tekrardan hoşgeldin diyip bol şanslar diliyorum. )

Gelecek planlarımdan yada hayallerimden hiç bahsetmiyim onları başka bir yazıda yazmayı planlıyorum. Bye for now... Bir daha ki sızlanmamda görüşmek üzere... Ciao!

28 Eylül 2011 Çarşamba

Bilinmeye Yapılan Yolculuk / II

3 ay sonra...

Aylar önce Kırım Limanı'na varmıştı Genç. Yatını orada bırakıp Ukrayna üzerinden önce Rusya'ya, buradan da Tibet'e geçmişti. Tibet'te belki de ebediyen kalabilirdi. Öğrencilik yıllarındayken bir arkadaşıyla beraber buralara gelmenin hayalini kurmuştu hep. Ama hiç fırsatı olmamıştı. Ne kendisinin, ne de arkadaşının. Şimdi o, bu hayalini gerçekleştirdiği için mutluydu.

Burada çok iyi ve çok bilge insanlarla tanıştı. Hepsinden bir şeyler öğrenmeye niyetliydi. Bir kaç günlük dinlenmenin ardından merdivenleri çıkmak için yola koyuldu. Ama bir şey hep geri itiyordu onu. Hayalini gerçekleştirmesine az kalmıştı hemde çok az. Ama bir şey hep geri itiyordu onu. Ayakları geri geriye gitmeye başlamıştı gencin.


  " Geri dön! "

O da neydi? Kim vardı orada?.. Bölge halkının sakinleri. Ama kimsenin Türkçe bilmediğine emindi genç. Ya da Türkçe değil miydi yoksa gelen ses? Hangi dilde seslenilmişti ona? Genç birden aşırı bir heyecana kapıldı. Kalp atışlarının hızlandığını hissedebiliyordu. Dinlemedi kalp atışlarının sesini, kapadı gözlerini ve merdivenlere doğru koşar adım yürümeye başladı.

4 ay sonra...

Genç en büyük hayallerinden birini gerçekleştirdikten sonra Tibet'ten ayrılmayı düşünmüştü. Nereye gideceğine karar veremiyordu. Yatını Kırım Limanı'nda bırakmak istemiyordu. Bir süre daha Tibet'te kaldıktan sonra oraya gitti. Tekrar Karadeniz'e açıldı. Boğazlardan geçerek Akdeniz'e, oradan da Atlantik'e açılabilirdi. Akdeniz üzerinden gemiyle İtalya'ya, Atlantik üzerinden de yine gemiyle Meksika'ya gitmek de çocukluk yıllarından beri istediği yolculuklar arasında yer alıyordu. Bunu yapabilirdi. Ama Boğazlar'a girmeye cesareti yoktu. İstanbul'dan geçerken, eşsiz büyüsüne kapılıp tekrar şehrine dönmek isteyebilirdi. Ama genç iradesine güvenerek, böyle bir şeyi ne kadar istese de bir günlüğüne bile yapmamaya yemin ederek Boğazlardan Akdeniz'e açılmaya karar verdi ve rotasını bu şekilde belirledi.



Eşya dolabını karıştırırken Şiir Defteri'ni buldu genç. Bu defterin farklı bir anısı vardı. Defterin her sol sayfasında gencin yazdığı şiirler bulunurdu. Sağ sayfasına ise genç sevdiği şairlerin sevdiği şiirlerini yazardı. Ve ona bu defteri bu şekilde kullanmasını söyleyip hediye eden kişi ilk ve tek karşılıksız aşkıydı. Bu bir doğum günü hediyesiydi. Arkadaşı-aşkı gencin yazdığı şiirleri çok severdi ve ikisinin de en çok beğendikleri şairler ortaktı: Nazım Hikmet, Can Yücel. Bunlara ek olarak Ömer Hayyam, Özdemir Asaf, Ahmet Hamdi Tampınar...

İlk sayfada 4 dizelik bir şiirini gördü genç. Bütün sol sayfalardaki şiirler gibi bu da ilk aşkı için yazılmıştı:

  " Gözlerim gülüşünü görmek,
     Kulaklarım sesini duymak için.
     Seni görmedikçe gözlerim kör,
     Sesini duymadıkça kulaklarım sağır... " 


Bu şiir onun için yazdığı ilk şiirdi. Bocaladığı zamanlardı. Arkadaş olarak kalmayı beceremediği ama aşkının peşinden koşmaya da cesaret edemediği zamanlardı. Bu şiir aşkına, artık bir şey hissetmediği yalanını söylemeden bir kaç gün önce yazılmıştı. Genç, aşkını artık kendisine karşı bir şey hissetmediğine ikna etnikten kısa bir süre sonra aslında eskisi gibi arkadaş olarak kaldıkları yerden devam edebilmişlerdi. Bir kaç ay geçtikten sonra da eskisinden daha samimi iki arkadaş olmuşlardı. Bu süreçte ikisinin de farklı insanlarla ilişkileri olmuştu. Genç mutluydu, gerçekten unuttuğunu sanıyordu. Ama düzeysiz her ilişkisinin bitmesinin ardından aklına hep biten ilişkisi yada eski sevgilileri değil de ilk aşkı geliyordu. Genç biriyle birlikteyken beynini ondan arındırabiliyordu ama her yalnız kaldığınla eski zaafı tekrar su yüzüne çıkıyordu.

Genç defterin sağ tarafına baktı. Özdemir Asaf'tan iki dizelik bir şiir vardı:

  Beni öyle bir yalana inandır ki
  Ömrümce sürsün doğruluğu...

Doğru olması gerekmezdi. İlk aşkının ondan hoşlandığını yada hislerine karşılık vereceğini duymayı çok isterdi. Doğru olması gerekmezdi...

Son sayfasına baktı defterin. Yazdığı son şiiri gördü. Bu şiiri ilk aşkını uzun sayılabilecek bir süredir görmediği bir zamanda yazmıştı.

  " Seni yaşamak istiyorum, yaşıyorum ama sensiz
    Seninle ölmek istiyorum, ölüyorum ama sensiz
    Ömrüm oldukça seninle yaşamak, 
    Ömrüm bitince, ellerinde ölmek... "     


Sağ tarafa baktı tekrar. Aynı zamanda bu deftere yazılan son şiir. Nazım Hikmet'ten:

  Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
  Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim!

Sahi ya genç kimden gitmişti? Kaçabilmiş miydi kendinden? Kendi geçmişinden?..

Genç bıraktı defteri. Bir-den ilk aşkına verdiği ama tut(a)madığı bir sözünü hatırladı. Bu defter bittiği zaman hem kendi şiirlerini hemde sevdiği şiirleri içeren bu defteri okuması için arkadaşı-aşkına verecekti. Sahi üstünden bu kadar zaman geçmesine rağmen neden bu sözünü tutmamıştı? Şimdi hatırladı. Bu defter dolmadan önce aşkı-arkadaşı bir başkasıyla evlenmişti. Evet sebep buydu. Ama şimdi bekardı. Evliliğini yürütememiş sadece 14 ay evli kalmıştı. Bu biten evliliğin ardından bir süre İstanbul'dan uzaklaşmıştı arkadaşı-aşkı. Ama İstanbul'a döndükten sonra daha sık görüşmeye başlamışlardı. Bu zamanlarda şiir yazmaya ara vermişti genç. Yoğun iş hayatı onu fazlasıyla yoruyordu ve o en ufak bir fırsatta ilk aşkını görmenin yollarını arıyordu.

Gencin en son ilişkisi, ilk aşkı evlendikten 2 ay sonra başlamıştı. Yolunda gibi gözüken bu ilişkisi de yoğun iş hayatı nedeniyle bitmek zorunda kaldı. Sadece 7 hafta sürmüştü. Ve genç artık bir daha bir ilişki aramamaya yemin etmişti. Ömrünün sonuna kadar yalnız yaşayacak ve yalnız ölecekti.

1 ay sonra...

Genç İstanbul Boğazı'na yaklaşmıştı. Elinde ilk aşkının ilk hediyesi olan şiir defteri. Aklında ona verdiği söz... Genç Ege'ye doğru devam etmek istemedi. Yaklaşık bir sene önce verdiği karardan döndü. Daha fazla dayanamadı ilk aşkından ayrı kalmaya, İstanbul'undan uzakta yaşamaya...

İstinye Marina'ya demirledi yatını. Bu şehre ayak basar basmaz içine mutluluk ve huzur dolduğunu hissetti. Yatından aldığı tek eşyası şiir defteriydi gencin. İlk işi de kendine bir cep telefonu ve yeni bir hat almak oldu. Ezbere bildiği tek bir numara vardı. Ezbere bildiği ve unutmadığı. O numarayı çevirdi:

-Alo?

-Selam, benim.

-Haha! Haklı çıktım bak. Bu sefer şaşırtamadın beni. Ne kadar oldu sen gideli? Anca 1 sene falan dayanabildin değil mi?

-Aşağı yukarı. Sen nasılsın?

-İyi değilim. İstanbul'da mısın sen?

-Evet. Neyin var? Neden iyi değilsin?

-Boşver telde konuşmayı. Evdeyim ben. Hadi gel, bekliyorum. Uğrayacak bir yerin yada bir işin yoksa tabi?

-Hayır, yok. Geliyorum.

Telefonda arkadaşı-aşkının sesi hasta gibi geliyordu. Genç panikledi. Ve hemen ilk aşkının Cankurtaran'daki evine gitti. ( elinde şiir defteriyle birlikte )

- Hoş geldin. Hem şehrine, hem evime hoş geldin. ( gence sarılıp onu öperek söyler bunları )

- Hoş buldum. Haklı çıktın, daha fazla dayanamadım. Gittiğim her yere, gittiğim ilk gün " ömrümün sonuna kadar burada yaşayabilirim " dedim. Ama hiçbir yerde kalıcı olamadım. Yaşayamadım.

- Çocukken hep " her yeri gezeceğim, dünyanın her yerinde yaşayabilecek konuma geleceğim ama sadece İstanbul'da yaşayacağım ve burada öleceğim " derdin.

- Zaten sırf bu sözümü yememek için döndüm. ( gencin bu itirafıyla karşılıklı gülerler ) Neyin var? N'oldu sana?

-Sen bir yıldır sakal traşı olmadın mı yoksa? Sakalların çok uzamış en yakın zamanda kes onları.

- Tamam keserim. Sen benim sakallarımı bırak da sana noldu onu anlat.

- İşten kovuldum. Ha bide kalp damarlarımda tıkanıklık varmış. Hafife alınmayacak seviyede imiş. Bir de sigarayı ve alkolü bırakmam lazımmış. Mış ta mış! Sen söyle Allah aşkına, hem böyle kötü haberler veriyorlar-ki işten kovulmamı da ekle bu kötü haberlere- hem de sigaradan alkolden uzak durmamı söylüyorlar. Var mı böyle bir dünya? Hem devlet hastanesine gitmem ben. Özele verecek paramda yok. Eğ...

- Kalk ayağa. Gidiyoruz.

- Nereye?

- Hastaneye. Merak etme devlet hastanesine değil. Tedavi olacaksın. Masraflarını ben karşılayacağım. Sigaranı da alkolünü de içeceksin. Beraber içeceğiz hemde. Ve ben bunları ikinci kez söylemeyeceğim!

2 ay sonra...


  " Duyma sakın bunları sen,
    Seni sevdiğimi haykırıyorum tüm dünyaya.
    Sakın bunları duyma sen.
    Bilmemelisin sensiz bir hiç olduğumu
    Duymamalısın bu haykırışlarımı
    Görmemelisin ağladığımı...  "


- Vaaaaavvvvvv. Bunca zaman sakladın benden bu şiirleri. Unutmuşum ben bu defteri. Defter bitmiş, biteli yıllar olmuş sen bana daha yeni gösteriyorsun. Pislik. Alacağın olsun. Hıh!

- Ne yalan söyleyeyim işlere o kadar dalmıştım ki... O kadar çok şey unutmuşum ki...

Genç sözünü tutmuş, ilk aşkının tedavi masraflarını karşılamıştı. Aşkı-arkadaşı şimdi daha sağlıklıydı. Gerçi ikisi de hala işsizdi. ( Genç artık çalışmak istemiyordu. Geçimini sağlayabilecek kadar parası vardı. Tekrar yoğun iş temposunu kaldıramazdı. İlk aşkının da çalışmasını istemiyordu. Ona bu günlerde kendisi bakıyor ve bunu yapmaktan mutluluk duyuyordu. Ona ebediyen bakabilirdi.) Gün boyu sokaklarda dolaşıp fotoğraf çekiyorlardı. Çektikleri fotoğrafları dergilere gönderip yayınlanmalarını bekliyorlardı. Genç söyleyememişti içindekileri. Ona hala aşık olduğunu, onu hiç unutmadığını söyleyememişti. Ama bu günlerde mutluydu. Sürekli birlikte vakit geçiriyorlar ve fotoğraf çekmek gibi çok keyifli bir iş yapıyorlardı. İkisi de mutluydu...


 

Ohh Bee!

Bugün en nihayetinde ders programıma son şeklini verdim. Ve o hiç ilgim olmayan uluslar arası pazarlama yı bırakabildim. Pazartesi günüm boşaldı çok şükür. Yerine Yönetimde Güncel Uygulamalar diye bir ders aldım salıları girecem derse. Hocası iyi biri saolsun beni de sever derslere girmesem de not sıkıntım olmayacak ahahaha :D

Gerçi yine arkadaşlarımın aklına uyup çarşamba akşamı olan dersi değiştirdim aynı gün aynı saate başka bir ders aldım ama bu dersi danışman hocam da tavsiye etmişti. Hadi bakalım hayırlısı :D

26 Eylül 2011 Pazartesi

Ne Diye Kendi Bildiğimi Yapmadım Ki?!

Yeni eğitim dönemi hepimize hayırlı olsun, eyvallah. Geçen hafta açılan okulum, Bologna Süreci nedeniyle derslerin tamamlanmayıp öğrenci işlerine geç bildirilmesi sorunu ve bizim otomasyonu vaad edilen tarihten yaklaşık bi 30 saat sonra kullanabilmemiz gibi sıkıntıları dakika bir gol bir olarak bizlere sundu.

Bu dönem 13 seçmeli ders arasından 5 tane seçeceğim için hocalarıma danıştım. Derslerin hocalarıyla falan görüştüm. Almayı en çok istediğim iki ders ( Sermaye Piyasası ve Finansal Kurumlar - Ekonomik Krizler ) aynı gün aynı saate denk gelmişti. Birini seçmek zorunda kalmak bayağı bayağı koydu bana. Neyse ki ders programı değişti ( daha doğrusu bugün öğrendiğim kadarıyla Ekonomik Krizler dersinin hocası ben kendisine Sermaye Piyasası dersiyle çakıştığını söylediğim için kendi dersini başka bir güne aldırmış ) ve çok güzel bir programım oldu. Haftanın 4 günü okuldayım, pazartesi off günüm ve istediğim dersleri almış bulunmaktayım. Ama bu durum nedense beni mutlu etmeye yetmedi ve ben gidip arkadaşlarımın aklına uyarak Ekonomik Krizler'i ve Dekan Yard. hocamızın önerdiği bir dersi bıraktım alakasız iki ders seçtim ( danışman hocamın o dersleri onaylamama ihtimalinin yüksek olduğunu bile bile ). Ve bildiğim gibi danışman hocam o dersleri onaylamadı. Ben bıraktığım derslere geri döneyim bari dedim o da ne??? Kontenjan dolmuş! Hemde ikisinin de! Geriye neler kaldı peki? Hiç ilgim olmayan Uluslar arası Pazarlama ve Girişimcilik! Girişimcilik çok sıkıntı değil de Uluslar arası Pazarlama ile ne işim var benim ya? Hemi de bu uluslar arası pazarlama pazartesi günleri girişimcilik de cuma. Yani noldu? Haftanın 5 günü doluyum! Ohhh ne mutlu bana!!!

Bugün uluslar arası pazarlama dersine girdim ve hocasına dersine ilgi duymadığımı, kredi yükümü doldurmak için seçtiğimi de söyleyince hocanın bana kıl olmasını da sağlamış olmuşumdur herhalde. Gerçi ben bunları söyledikten sonra bana " dürüst itirafım için teşekkür etti " amaaaa bu adam bu okula ilk defa geliyormuş ne sağını bilen var ne solunu. Sağını, solunu görüp; huyunu, suyunu da biz öğreneceğiz artık yapacak bir şey yok. Aslında background'ndan etkilenmedim değil. Başarılı bir iş adamına benziyor. Sağlam yerlerde çalışmış, sağlam referansları olan birine benziyor. Derse ilgi duymadığım halde bu " sağlam " kişiden faydalanmak için derse devam edeceğim gibime geliyor. Ama sırf bu ders için de pazartesi sendromu yaşayamam ben yaaa :(  Ve unutmadan söylemeliyim ki bu adam toplam 135 dklık aktif ders ve 15 dk dan iki arası olan süreyi aralıksız 120 dk olarak kullanıp bunun üstüne " Hadi bugün sizi erken bırakayım " demez mi???? Anlayacağınız üzere ya sabır dedik durduk.

Neyse daha sonra canım dostum, nam-ı değer teyzem(!) ile buluşup yemek yedik, sağ olsun yemek ısmarladı bana ahaha :D Sultanahmet Köfteci'sinden Soya Soslu Tavuk :) Hiç yemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum, kesinlikle yemelisiniz. Oradan çıkıp Bakırköy'e geçtik. Kitap falan baktık ALES için. Önce Capacity'de biraz oturduk, bir dostumuz daha katıldı bu sürede bize. Daha sonra Galleria'ya geçtik güzelim sütlü tatlıları ile meşhur olan Saray Muhallebici'sinde oturduk biraz. Sütlü tatlılarımızı yedik, üstüne Türk kahvesi içtik. ( teyzem de ben de çok severiz Türk kahvesini ama onun benim üzerime kahve dökmesi gibi hoş bir anımız da yok değil ama neyse ) Ve her sefer olduğu gibi bu seferde teyzem bana kahve falı baktı. Çok göz varmış lan bende her fal bakmasında aynısını söylüyor ne bu gözler anasını satıyım ya defolun gidin lan üzerimden! Bir de bir kız figürü gördüğünü ama bu figürün kafasının olmadığını söyledi, yada onun gibi bir şey. Birde falımda H, İ, S harfleri çıktı. Bir önceki falımda da Z, Y, T ve U harfleri çıkmıştı. Bu harfler benim için bir şey ifade etmiyor ama falımda çıkıp duruyor. Önemli olan; Interrail'e yolum çıkmış ! Oleyyy be! diyorum. Dışarıdan biri gelip ailemin içinden mi çevresinden mi ne dolanmış öyle bir şey de söyledi ama tam hatırlamıyorum ama bunu söylerken mutlu bir yüz ifadesi takınmıştı iyi şeyler söyledi herhalde diyeyim bende. Ha unutmadan klasik durum: içim kabarmış lan :(

Sonra diğer dostumuz teyzeme fal baktı. Tam dinlemedim ama galiba teyzemin yurt dışına yolu çıktı ve teyzeme kabaran bir şeyler mi ne varmış :p

Böyle dandik başlayan gün güzelcene devam etti ve devam ettiği gibi bitti.

Bir sonraki sefere, buluşmak üzere...

22 Eylül 2011 Perşembe

Öldüren Mısralar!..

... sevinçlerinde onlar vardı hüzünlerinde onlar
    seninle yeşerdiler, seninle soldular
    olsunlar senden sonra da umut yaprakları...

... üstad Murathan Mungan bir şiirinde der ki
    " Bazı aşklar yalnızca ayrılıkları için bile değer "
    değdi nar çiçeğim, değdi
    acın, ömrüme değdi...

... yaşayacağım, ama çok, pek çok
    ama sen de beraber...

... sana bir şiir getiririm
    sözler rüyamdan fışkırır
    dünya bölümlere ayrılır
    birinde bir pazar sabahı
    birinde gökyüzü
    birinde sararmış yapraklar
    birinde bir adam
    her şeye yeniden başlar...

... göz kırptığım renkten, kulak verdiğim sesten
    affet senden habersiz aldığım her nefesten...

... çekilmez bir adam oldum yine
    uykusuz, aksi ve lanet
    yine her sefer ki gibi haksızım
    sebep yok, olması da imkansız
    bu yaptığım iş ayıp, rezalet
    fakat elimde değil
    seni kıskanıyorum...

... duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
    dokunmuyorsun bana
    seni gibi bir şimşek çakıyor
    tam kalbime düşüyor yıldırımı
    ben gidiyorum...

... bir şey kaldı gecelerin birinde
    senden
    öncesinde bilinmemiş bir şey
    silinmez bir ses gibi giden
    kelimelerden büyük, kelimelerin içinde
    bir şey kaldı senden
    yaşamaların arasında, kaçamak'lı...

... sana gitme demeyeceğim
    ama gitme, lavinia
    adını gizleyeceğim
    sen de bilme, lavinia...

... seni bulmaktan önce aramak isterim
    seni sevmekten önce anlamak isterim
    seni bir yaşam boyu bitirmek değil de
    sana hep hep yeniden başlamak isterim...

... sen say ki
    ben hiç ağlamadım
    hiç ateşe tutmadım yüreğimi
    geceleri, koynuma almadım ihaneti
    ve say ki
    bütün şiirler gözlerini
    bütün şarkılar saçlarını söylemedi
        ...
    bir adın kalmalı geriye
    bir de o kahreden gurbet
    beni affet
    kaybetmek için erken
    sevmek için çok geç...

... demiştim sana hatırlarsan
    önemli olan " zamana bırakmak " değil
    " zamanla bırakmamaktır "
    şimdi bana geçen o zamanın
    unutulmaz sancısı kalır
    GİTTİĞİM EĞER BENSEM SÖYLE BANA KİMDEN GİTTİM?
    SENDE YOKTUM ZATEN BEN, BEN YİNE BENDE BİTTİM...

... sevgili seninle ben pergel gibiyiz
    iki başımız var, bir tek bedenimiz
    ne kadar dönersem döneyim çevrende
    er geç baş başa verecek değil miyiz?..

... kim demiş haram nedir bilmez Hayyam
    ben haramla helalı karıştırmam;
    seninle içtiğim şarap helaldir,
    sensiz içtiğim su bile haram...

... erkek dediğin
    cesur olacak cesur
    seni seviyorum derken
    korkmayacak
    başka şeylerin
    arkasına gizlenmeyecek
    seviyorum deyip
    bir sonraki perdede kaçmayacak
    özlüyorum diyorsa gelecek
    kaybetmek istemiyorum diyorsa
    KAYBETMEYECEK...

... bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne
    " o olmazsa yaşayamam " demeyeceksin
    demeyeceksin işte
    yaşarsın çünkü...

... biliyorum, kolay değil yaşamak...

... İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    serin serin kapalı çarşı
    cıvıl cıvıl mahmutpaşa
    güvercin dolu avlular
    çekiç sesleri geliyor doklardan
    güzelim bahar rüzgarlarında ter kokuları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı...

... bakakalırım giden geminin ardından
    atamam kendimi denize, dünya güzel
    serde erkeklik var, ağlayamam...                      

... sorma,
    elim kırılsın bir daha dokunursam
    güneşe...

... senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    bütün törenlerin, şölenlerin, ayinlerin, yortuların dışında
    sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim, affa layık olmasam da
    uzatma dünya sürgünümü benim
           ...
    seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
    şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
    sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    ey çağdaş Kudüs ( Meryem )
    ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır ( Züleyha )
    ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi   
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim...

... herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış
    kendi yolumu çizdiğimde anladım
              ...
    ağlayanı güldürebilmek ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş
    gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım
              ...
    sana " ihtiyacım var, gel " diyebilmekmiş güçlü olmak
    sana " git " dediğimde anladım
              ...
    biri sana " git " dediğinde, " kalmak istiyorum " diyebilmekmiş sevmek
    " git " dediklerinde anladım
              ...
    yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış
    aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...

... ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum...

...  NE HASTA BEKLER SABAHI,
     NE TAZE ÖLÜYÜ MEZAR,
     NE DE ŞEYTAN BİR GÜNAHI,
     BENİM SENİ BEKLEDİĞİM KADAR

     GEÇTİ İSTEMEM GELMENİ,
     YOKLUĞUNDA BULDUM SENİ;
     BIRAK VEHMİMDE GÖLGENİ,
     GELME, ARTIK NEYE YARAR?            
   
   
   
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...