24 Aralık 2011 Cumartesi

İMKB Günleri

En nihayetinde bugün İMKB stajım bitmiş bulunmaktadır. Ama tahmin edebileceğiniz gibi finallerim öncesi bende bitik durumdayım.




10 Aralık günü başladı İMKB maceram. Nerede olduğunu bilmiyordum. İstinye dediler. Gittim baktım İstinye'nin neresinde diye. Tahminlerim yolumun 1 saat 45 dk süreceği yönündeydi. Neyse ki 15 dakikası yürüyüş olmak üzere 75 dk sürdü, evimden İMKB. 10 Aralık Cumartesi günü yeri öğrenmiş oldum. Ve 12 Aralık Pazartesi günü staja başladım. 10 iş günü sürecekti sadece. 26 kişilik bir grupla başladık staja. Yanlış hatırlamıyorsam 7-8 erkektik, gerisi kız. Bu staj süresinde şunu fark ettim. Sanırım girişkenliğimi, iletişim yeteneklerimi kaybediyorum :S Öyle ki 10 gün boyunca beraber olduğumuz 26 kişinin içinde yaklaşık 10 tanesinin ismini bile bilmiyorumdur herhalde. Öyle ki bazı günler İstinye Park'a öğle yemeğine tek başıma gitmişliğim bile oldu. Erkeklerin bir kaçıyla hiç muhabbetim bile olmadı. Bazı kişilerle iyi bir muhabbet kurduğumuzu düşünüyorum, umarım görüşmeye de devam ederiz. Gerçi bugün staj çıkışı bir şeyler yaparız diye düşünmüştük ama öyle bir yağmur vardı ki!!! Arkama bakmadan kaçtım, bir an önce evimde olmak istedim. Ama başıma ne geldi dersiniz? Her zaman yürüdüğüm yolu yürümeyip yağmur var diye otobüse binince ben, trafiği nasıl hesaba katmadıysam, hem fazla zaman kaybettim hem de çileden çıktım. Ee metroya bindim hemen ama bu seferde Mecidiyeköy'den kalkacak otobüsün saatini kaçırdım. Bende Taksime gittim. Oradan binerim diye. Bide ne göreyim? Bineceğim hat bugün iptal! Aksaray-Havalimanı metrosuna kadar başka bir otobüse bindim, trafik felç! Ve her zaman 75 dk süren yolu kaç dakikaya çıkardım? 135!!!

Neyse dönelim başa. İlk günde aslında çok iyi geçmedi. Öğle paydosundan sonra tuvalatte kaldım! Kapıyı kilitledim. Ama açamadım. Kilidin açma usulü benim düşündüğümün tam tersineymiş. Kimse yok mu diye bağırıp kilidi nasıl açacağımın tarifini alıp öyle çıkabildim anca. Bununla da kalmadı çektiklerim. Koca İMKB içinde bilmem kaç müdürlük varken, atana atana hiç istemediğim 3 birimden birine atandım. İdari İşler! Neyse ki çalışanlar çok sıcak kanlı ve yardımsever çıktılar da biraz rahat ettik. Hele Müdür!!! Müdür dediğin böyle olur dedirtti. " Sende böyle bir yönetici olmalısın Sparrow, al sana rol model! " dedirtti resmen. Geçen süreçte bizimle ilgilendiği, vakit ayırdığı ve tecrübelerini paylaşıp tavsiyelerde bulunduğu için kendisine defalarca teşekkürlerimi iletiyorum. Bide bi Nahide Hanım vardı. Sanırım satın alma şefiydi. Ama yanılıyor da olabilirim. Kendisi bugün emekli oldu. Bizimle beraber gitti yani. Master yapıyormuş şu sıralar. Yaş ilerlemiş emeklilik gelmiş ama hala master derdinde. Dedim, " bitirince üniversitelerde öğretim üyeliği yapın " diye. Bunu söyleyen başkaları da olmuş ve kendisiyle dalga geçildiğini düşünüyor. Ama kesinlikle öğretim üyeliği ona çok yakışır. Yönetim Muhasebesi dersi alıp almadığımı sordu. Bende aldığımı söyledim. Benden bir soru çözüp ona anlatmamı istedi. Aslında muhasebeyi çok bilmemem ve sevmememe rağmen, Nahide Hanım'ı kıramadım ve örneklerden yardım alarak soruyu çözmeye çalıştım. Ulan sevince oluyormuş, o soru sınavda çıksa yapamam ama Nahide Hanım'a yarasın diye sorunun %60-70 lık kısmını çözebildim :D ve sonunda noldu? Kendisi bugün telefon numaramı istedi, yapamadığım bir şey olursa sana sorarım diye, bende seve seve verdim tabii ki :)

Eğitimlerden arta kalan zamanlarda boş boş durmaktan biraz fazla sıkıldık. Ama bizim müdürlük bizi çalıştırmadığından bu oldu, bazı müdürlüklerde stajyerler yorgunluktan ölmek üzere idiler. Borsa deyince tabii ki de herkesin aklına ilk olarak Hisse Senedi işlemleri geliyor. Benimde öyle. Sandım ki eğitimler hep bu tarzda geçecek. Pek öyle olmadı. Borsayla ilgili, yönetimiyle ilgili eğitimler falan da oldu. Çalışmak istediğim kurumların başında geliyor İMKB, ama şöyle bir dezavantajları varmış. Sınavı ortak açıyorlarmış. Yani ben İMKB'nin Uzman Yardımcılığı sınavına girip başarılı olsam, mülakatı da geçsem her ne kadar çalışmak istediğim birim Hisse Senetleri Piyasası olsa da yetkililer tarafından İdari İşler, Mali İşler, İnsan Kaynakları vb gibi hiç ilgim olmayan birimlere de atanabilirmişim! Bu çok kötü ya! He bide FinansPark projesi kapsamında Ataşehir'e taşınması gündemdeymiş İMKB'nin. Eğer oraya taşınırsa, Ben 22 yılımı verdiğim Avrupa Yakası'ndan Anadolu Yakası'na geçiş yapmak durumunda kalacağım, eğer İMKB personeli olmak isteğim son bulmazsa. Neyse ki o civarda da yakın arkadaşlarım var. Hatta en yakınlarımdan birisi şuan Kayışdağı'nda oturuyor ama Ataşehir'e taşınacağını, eğer bende oraya gidersem bundan çok memnun olacağını söylüyor :)

Günler böyle giderken stajımın 4. gününde Taksim üzerinden otobüsle evime dönerken otobüste liseden bir arkadaşımı gördüm. Yol boyu lafladık. Zaten aynı mahallede oturuyorduk aynı durakta indik. Azıcık da Larien'in kulaklarını çıtlattık. O zamana kadar hanımefendi ( lafın gelişi hanımefendi diyorum onda ne arar hanımlık efendilik :p ) 1 ayı aşkın süredir beni aramıyor, mesaj atmıyor idi. Anca burada blog üzerinden beni vefasızlıkla suçluyordu sanki kendisi vefa abidesiymiş gibi! Neyse biz onu çekiştirdik falan filan, sonra ben arkadaşımı evine bıraktım döndüm kendi evime giderken yolda kimi göreyim? Tahmin ettiğiniz gibi Larien'i :D Hanımefendiyi (!) özlediğim için sarıldım direk o da beni özlemişmiş. Eve gidince bana mesaj atıp saydıracakmış falan filan he bide yolda birini bana mı benzetmiş ne. Bu kadar mı tesadüf olur arkadaş. O kız birini bana benzetiyor " dur eve gidince ben bu dallamaya ağzımdan geleni sayıyım niye beni aramıyor diye " içinden geçiriyor, ben yolda bir ortak arkadaşımızı görüyorum ve ona " Larien beni ne arıyor ne soruyor inat değil mi arkadaş o aramadan aramıcam " diyorum ve gün bitiminde Larien ile karşılaşıp birbirimize bunları anlatıyoruz :D Tabi o gün Fenerbahçe Ülker'in maçı olduğunu öğrendikten sonra sırf maçı kaçırıyım diye bana dur gitme demesinin etkisiyle maçın ilk 6 dksını kaçırmama sebep olması affedilecek gibi değil! Ama yine de It's good to see her :)

Daha önce de söylediğim gibi 19 Aralık benim doğum günümdü. E 12 Aralık'ta staja başlayınca, direk söyledim " haftaya bugün benim doğum günüm " diye. 19 Aralık Pazartesi İMKB'ye gittiğimde bazı stajyer arkadaşlarım kutladılar sağ olsunlar, ama o günün iki beklenmedik olayını anlatayım. Birinci ve en kazığı akbilimi ve paramın büyük bir kısmını evde unutmam oldu. Kendime doğum günü hediyem. 2.8 TL tutan yola böylelikle 9 TL vermiş oldum. Ee çoğunluğu kız olan bir ekiple İstinye Park'a öğle yemeğine gidince alışveriş yapmak yada bakmak için mağazalara girme ihtimalleri pek iyi gelmedi bana. Ki bunu anlayan biri de bana " d&r'a girebiliriz " dedi. O zamanda ben kendimi kaybediyor büssürü kitap almak için yanıp tutuşuyorum. Bunu söyledim onlara. O yüzden girmeyelim dedim. Ama daha sonra yanımda zaten fazla para olmadığını hatırladım ve d&r'a girmekte bir sakınca görmedim :D İçlerinden biriyle sık yaptık kitap muhabbetini. O bana İskender Pala kitaplarını tavsiye etti ben ona Ahmet Ümit. Ve en sonunda ben İskender Pala'nın Şah Sultan kitabını aldım, en yakın zamanda da Katre-i Matem'i alacağım. O da Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası'nı aldı. Herkese İstanbul Hatırası'nı bir kere daha tavsiye ediyorum.

Günün ikinci önemli olayı ise, eğitim müdürlüğünün bulunduğu binanın güvenlik görevlisinin coşup tüm stajyerlere çikolata, kola, çay, kahve vs vs ısmarlaması oldu :D kralsın be adam :D

Doğum günümü kutlamasını beklediğim ama beklentime cevap alamadığım iki arkadaşım vardı. Biri facebook üzerinden kutlamıştı ama... Meğerse gecenin köründe bana mesaj da atmışta telime akşam 5 sularında geldi mesaj, günahını almışım affetsin. Bir diğeri de akşam 10-11 gibi aradı. Aslında gün içinde arayacağını ama iyi bir gün geçirmediğini bu yüzden arayamadığını söyledi. Ki o arkadaşımı ne zamandır görmüyorum, sanırım biraz fazla özledim onu :S

Bugün stajın son günü diye 2 arkadaşım da öğle yemeği için İstinye Park'a gitmeye karar verdiler. Anam ne görelim? Felaket bir yağmur! Allah'tan servis vardı da servisle gittik. Ama servisi bekleyene kadar soğuktan geberdik, belden aşağısını hissedemez olduk :D

Böyle geldi gitti. Yorgunluk kısmını daha önceki postumda anlatmıştım. Staja başlamadan önce, bir akşam çıkışta Emirgan Korusu'na giderim diye düşünüyordum hep. Ama tek bir gün bile çıkışta oyalanmadım :D Ama doğum günümde en yakın arkadaşlarımdan birisi akşam çıkışıma gelecekti ve beraber koruya gidecektik ama aşırı soğuk buna da engel oldu :S Aşırı yorucu günlerdi. Ama çok fazla iş yaptığımızdan değil. Sabah çok erken kalktığımızdan ve uzun yolculuklar yapmamızdan. Öyle ki ( daha önceki postumda da anlattığım gibi ) yanıma gelip ALES sonucuna benimle beraber bakan arkadaşımın kim olduğunun farkına varmadan, onun yanına gidip " hadi gel Ales sonucuna bak " dedim. O da bana " az önce beraber baktık ya " karşılık verdi. Ki bu arkadaşımla yüksek lisans muhabbeti yaptık bi kaç kere. İkimiz de hangi alanda uzmanlaşmak istediğimiz konusunda kararsızız :S

Neyse ki bitti. Yarın kaça kadar uyurum meçhul :D bir daha ne zaman sakal traşı olurum? Kimse bilmiyor :D Ama ilk finalime 5 gün kaldı ve ben ne bok yicem bilmiyorum :S

Biraz da İMKB günlerinden fotolar paylaşalım :)


imkb kantini





eğitim salonu


meşhur seans salonu :D


işlem ana ekranı


ben alım satım yaparken :p


FENERBAHÇE Sevgisi :)


internet öncesinde emirler böyle alınıp tahtaya kalemle yazılıyormuş!!! çok zor be :S


halka arz tanıtımlarının yapıldığı yerden seans salonuna bakış :)

22 Aralık 2011 Perşembe

Etkileyen 11 Şarkı

Aktüel Dergisi bu ay olan sayısında hayatımızda iz bırakan 20 şarkıyı merak etmiş. Bende bununla ilgili bir post yazmak istedim. Ama 20 taneye gerek yok. Buyurun ilk 11:

1- Muazzez Abacı - Vurgun
2- Müzeyyen Senar - Benzemez Kimse Sana
3- Sezen Aksu - Vazgeçtim
4- Sıla - Vur Kadehi Ustam
5- Sıla - Boş Yere
6- Şebnem Ferah - Bugün
7- Zeynep Casalini - Amacım Yok
8- James Blunt - Goodbye My Lover
9- Cranberries - Linger
10-Secret Garden - Nocturne
11-Whitney Houston - I Will Always Love You




Bu şarkılar üzerinde uzun uzun düşünmeden aklıma gelen ilk şarkılar oldu.

Sizlerin de paylaşımlarını bekliyorum.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Offfff....

Sevdiğim ve büyük umutlarla seçtiğim Sermaye Piyasası ve Finansal Kurumlar dersinin vizesinden 36 almışım ve sınıf ortalaması 62! Son iki dersine girmedim + %30 etkili olacak projesini henüz yapmaya başlamadım.

En az 80 beklediğim AB'ye Giriş dersinin vizesinden 50 aldım ama Allah'tan benden yüksek iki 60 bir 70 var. Stajım yüzümden son iki haftadır hiçbir derse girmedim. Ve ilk finalim tam 8 gün sonra :S




Ve ben şuan iki haftadır olmadığı ve önümüzdeki 2-3 hafta boyunca da olmayacağı kadar boş zamana sahipken içimden ne ders çalışmak geliyor ne de kitap okumak. Hadi geçtim bunları film yada dizi izlemek de gelmiyor. Boş boş oturuyorum. Yaptığım tek şey son 5 ayda 5 kilo almış olmama rağmen, sanki öğlen Burger King'ten Steakhouse Menü yememişim gibi şimdi de çikolatalı frambuazlı pasta yemek ki frambuazlı pastayı hiç sevmem! İki gündür bitmedi gitti. Ulan pastanede bana deseler ki dünden kalma bu pasta diye, almam. Günlük pasta isterim. Ama evime gelen pastayı aynı günde bitiriyor muyum? Hayır. Bakınız iki gün oldu ve hala yiyorum!

ALES'ten 80 almışım zaten :S kime söylesem çok iyi diyor ama beni istediğim üniversitelere sokmaya yetmiyor bu puan! Nisan'da bir daha girersin diyorlar. Evet doğru ama o zaman da TOEFL'a SPK sınavlarına hazırlanırım diye düşünüyordum şimdi ALES çıktı yine :S

Sermaye Piyasası Kurulu'na staj başvurum kabul olmadı. Ve bugün hayatımda ilk defa torpil istedim. SPK'da tanıdığı olan bir iş arkadaşım benim için bir telefon görüşmesi yaptı. Umarım hayırlı bir sonuç çıkar. ( dün kütüphanedeki bilgisayardan staj sonuçlarını kontrol etmek için bir arkadaşım yanıma oturmuş, fark etmedim. Bakmış ki sonuçlar açıklanmış hemen beni dürttü. Ben kızın yüzüne bakmadım. PCye daldım sonuçları kontrol ettim. İkimizinde başvurusu kabul olmamış malesef. Daha sonra kafamı çevirdim başka bir işle uğraşmaya koyuldum. Aradan biraz zaman geçtikten sonra benim gibi SPK'ya başvuran bir arkadaşımın yanına gidip sonuçların açıklandığını, internete girip bakmasını söyledim. Ne cevap alayım? Baktık ya beraber? Meğerse yanıma gelip beni dürten ve sonuçlara birlikte baktığımız kız o'ymuş, fark etmedim bile! )

Staja başladığımdan beri kendime faydalı hiçbir şey yapamadım desem yeridir. Eğer bu yorgunluklar sürüp giderse zaten işle beraber yüksek lisans falan yapamam ben. İki gün sonra stajım bitiyor, ondan sonra döneceğim ve geçen sürede başımdan geçenleri anlatacağım. Hoşça kalın...

14 Aralık 2011 Çarşamba

Gerçek Bir Dosta Sahip misiniz?

Terentius, "Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim" demiş, yitirdiği bir dostunun ardından. Nasıl bir insandan bahseder Terentius? Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir yitirilen? Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır? Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren? Nedenlerini merak etse de, göz yaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz? Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mı dostum deriz? Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese "Kulaklarına inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost? Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildigimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa? Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar? Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz? Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi saşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz? Aristo haklı mıdır; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır" derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yaşını mı tutmaktadır? Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir? Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir? Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta? Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda? Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı kendimizden? Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz? İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için...

Can DÜNDAR

Hiç Beklentisiz Sevdiniz Mi?

Hiç beklentisiz sevdiniz mi?
Yani Bugün telefon etmedi demeden, Şu an nerede acaba? diye kendi kendinizi yemeden, Yaş günümü hatırlayacak mı acaba? diye bir beklenti içine girmeden… Sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan, Bitecekse biter , bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi diye düşünüp.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden…
Ve beklemeden gelen bir “seni seviyorum” mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?
Bugün beni hatırlamadı yerine Hiç beklemiyordum, senin geleceğini diyebilmek ne güzeldir oysa… Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir… Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin…
Ben, beklentisiz seviyorum…
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir Seni özledim mesajı ile aşkı yakalayın.. Beklentisiz sevin…
Ben, beklentisiz seviyorum…
O, sizin sevgiliniz oldu için değil.
Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin… Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından…
Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel…
Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik…
Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını.. Ben, beklentisiz seviyorum… Onun nerede olduğunu merak etmiyorum…
Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda…
Geleceğe dair hayallerim de yok zaten…
Ben, sevgiyi yaşıyorum…
Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki… Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları… Beklentisiz seviyoruz…
Sevdiğimiz için seviyoruz…
Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz… Anlık seviyoruz…
Deneyin… Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün…
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…

Can DÜNDAR

8 Aralık 2011 Perşembe

???

Her zaman doğru yapmak doğru bir şey midir ?

Dün&Bugün

Aslında bunları dün yazacaktım ama dün çok da sağlıklı bir ruh halinde değildim. Efenim İstanbul'da yaşayanlar yada haberleri takip edenler İstanbul'da dün nasıl bir yağmur yağdığını bilirler. Ve ben bu yağmuru sevmeme rağmen, bu sefer kızdım. Kendime de kızdım, son dersin ikinci yarısına girmemeyi düşünürken ne bok yemeye girdiysem! Gerçi girmeseydim o zaman yağmura yakalanır mıydım onu da bilmiyorum ya neyse. Okulumun girişinde 15 dk falan bekledim yok dinmiyor yağmur. Gazaan mübarek olsun Sparrow diyerekten çıktım yola. Defteri başıma tutarak yürümeye başladım. Defterim yamuldu çatladı!

Bak yağmur, tamam seni seviyorum, yağdığın zaman mutlu oluyorum ama böyle de olmaz ki! Ne demiş Şeyh Edebalı " Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibarın kalmaz " bu sözü bilmiyor musun sen? Ve son olarak markafoniden aldığım, %80 indirimi görünce balıklama atladığım ve modelini şeklini zartunu zurtunu çok sevdiğim saatimle uğraşmayı bırak! İkinci kez su geçirmesine sebep oldun, üçüncüsünde bozuşucaz ona göre!

Gelelim bugüne. Bugün best friendlerimden birinin doğum günü. Okulda pastasını kestik, kutladık falan. Kısmetse yarın akşam için daha güzel bir organizasyon planlıyoruz. Doğum günün kutlu olsun dostum, iyi ki varsın diyor kendimle ilgili kısma geliyorum. Ay çıkmadan benimde doğum günüm var. Ve ben yarından itibaren okulda değilim. Ay sonunda zaten finaller başlıyor. Neyse doğum günümde okulda olmucam yani. Bunu bilen bir arkadaşım, sağ olsun bana bugünden doğum günü hediyesi almış. Daha doğrusu dün aldı, bende gördüm ve bana olduğunu tahmin ettim. Bugünde anlamayayım diye kendini kastı ama nafile :D

Çok teşekkür ederim canım arkadaşım, dostum sana. Ama benim kedilerden nefret ettiğimi bilmiyor muydun ki bana tahtadan yapılmış kedili bir şey aldın? Hemde bir tane değil,üç tane kedi var.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...