10 Nisan 2012 Salı

Midyeeeeeeeee!!!

Bugün son vizeme de girdim. Artık okulumun bitmesine 2 ay kaldı. Son iki ay... Bu hiç adil değil, doyamadım ben üniversite hayatına...

Dün gece yatmadan önce bir arkadaşımdan mesaj aldım. Kendisiyle 16 Şubat 2012 tarihinden beri görüşmüyorduk ve bu durumdan kendisini suçluyordum. Bu hafta içinde görüşmeyi planlıyorduk. Kendisi dün gece yaşadığım ilçeye geleceğini, burada işi olduğunu ve benim yanına uğrayıp uğrayamacağımı sordu. Ben de müsait olduğumu ve uğrayabileceğimi söyledim. Kendisi mesajında bir de işinden ayrıldığını söyledi. Beklemediğim bir gelişmeydi bu ve şaşırdım. Ama sebeplerini bugün açıklayacağını söyledi. 

Bugün sınavdan çıktıktan sonra " teyze " kod adlı arkadaşımla buluştum. Dün gece mesajlaştığım arkadaşımla beni teyzem tanıştırmıştı zaten. Günün ilerleyen saatlerinde üçümüz buluşacaktık. Bakırköy'de Capacity AVM'ye gittik ilk başta teyzemle. Önce yemek yedik, sonra D&R'da biraz dolandık. Daha sonra Beyaz Adam'a geçip KPDS için bir kaç ıvır zıvır aldık. Tam o sırada buluşmayı planladığımız arkadaşımız mesaj attı. " Uyuyakalmışım, kusura bakmayın gelemeyeceğim bugün. Yarın görüşürüz zaten bundan sonra hep oradayım " diye. Biz de küfrettik tabi haliyle. Neyse daha sonra Midpoint'e gidip bir şeyler içtik ve geri dönüş yolunu tuttuk.

Teyzemin evine yaklaşmıştık ki birden ortaya midye lafını attı minik teyzem. Gebelik dönemlerinin en hayvani derecede aşermesini yaşadık ikimizde. Ama bulduk bir midyeci. Paket yaptırdık ve 20 tane aldık. Daha sonra bir parka gittik, çömdük bir banka ve midyeleri yemeye koyulduk. Hava soğuk, ellerimiz titriyor bedenimiz donma eğilimi gösteriyor ama midye aşkı daha ağır basıyordu. Minik teyzem gücünün yetmediğinden açamıyor ama midyeyi, ben açıp veriyorum. Ama bir seferinde midyeyi açamayınca benim de açamayacağımı düşündüğünden midir yoksa maksat komiklik olsun mudur anlayamadığım bir sebepten ötürü " Yeğen açılmayacak o, yemin etti! " dedi. Yemin eden midye açılmaz arkadaş! :D

Biz 20 midyeyi 2 dk gibi bir sürede bitirdik. Sonra ellerimizi silecek hiçbir şeyin olmadığını fark ettik. Teyzem de ne biçim kızsa, çantasında ıslak mendil yok! " Şurada bakkal var " diye bir yön gösterdi ve ben ıslak mendil almaya gittim. Ama orada bakkal yoktu meğerse teyzem tam ters istikameti göstermiş bana. Diğer yöne gittim ıslak mendil aldım da ellerimizi temizleyebildik. Şanslıydık ki midyelere görmemiş gibi saldırdığımızı kimse görmedi tabi bu soğukta hangi gerizekalı dışarı çıkıp dona dona parkta oturur ki? Bizden başka! Ama midyeler harbi iyiydi!



Gün içerisinde yapılan tüm harcamaları karşıladığı için çapı küçük, yüreği ve sevgisi büyük teyzeme teşekkürler :)

8 Nisan 2012 Pazar

Bir Filmden / IV

E: Elim üşüdü.
P: Isıtmamı ister misin?
E: Elimi tutmak mı istiyorsun?
P: Isıtmak istiyorum.
E: Biz arkadaşız canım, kimse yanlış anlamaz. Tutabilirsin elimi.
P: Don Elif, umurumda değil!
E: Sen deli misin?
P: Sen akıllı mısın?

4 Nisan 2012 Çarşamba

Allah'tan Başka Şey İsteseymişim :D

Direk konuya giriyorum. Uzun zamandır en çok dinlediğim şarkıcı Sıla. Bu sene bahar şenliklerinde hangi üniversiteye çıkarsa oraya gideceğim diyordum hep. Bir de Model Grubu'nun konserine gitmek istiyordum.

Bugün öğrendim ki bizim üniversiteye ( İstanbul Kültür ) Sıla, Kenan Doğulu ve Murat Dalkılıç gelecekmiş Bahar Şenlikleri için. Geçenlerde bir arkadaşım yolda 900 dolar para bulmuştu aynı onun para bulma sevinci gibi bir sevinç oluştu içimde Sıla'nın geleceğini  öğrenince :D Allah'tan başka şey isteseymişim dedim :D

Dön Demeyi Unuttum


Ayrılık seni görmezden gelirim
Meret oyalama aklımı...

3 Nisan 2012 Salı

İŞ Yatırım A.Ş. :)

Aralık 2011 dönemlerinde okulla birlikte banka gezisi gerçekleştirmiş ve İş Bankası Genel Müdürlüğü'ne gitmiştik. Şu Levent'teki İş Kuleleri'ne. Genel Müdür ve 3 Genel Müdür Yardımcısı banka tanıtım ile ilgili sunumlar yaptılar bize. İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı dahil.



Sunumlar bittikten sonra ben kokteylde tıkınırken (!) baktım ki millet İK'dan Sorumlu Genel Müd. Yard.'ı çembere almış soru falan soruyorlar. Ben de gittim sordum bir kaç soru. Sağ olsun kadın hepimize kartvizitini verip mail attığımız takdirde cevap vereceğini söylemişti.

Ben de geçtiğimiz günlerde İş Yatırım'a staj başvurusu yaptım. Ama sistem karışık ve CV'de saçma sapan bazı alanlar vardı. Ama İş Yatırım kendi hatasını fark etmiş ki " bir sorunla karşılaşırsanız şu adrese mail atın " diye bir sekme vardı. Ama benim aklıma birden Banka Genel Müd. Yard. geldi. Ben İş Yatırım İK'ya değil de direk İş Bankası İK'dan Sorumlu Gen. Müd. Yard.'a mail attım. Kadın sağ olsun, mailime cevap verdi. Başka bir mail adresi verip, o adrese mail atmamı, cevap aldığım zaman kendisine de bilgi vermemi istedi.

Ben aldığım mail adresine sorularımı yolladım. Cevap geldi, CV'm istendi. Yolladım. 1 aya yakın bir süre geçti ama cevap gelmedi. Ben de Gen. Müd. Yard.'a mail attım yine. 1 aydır cevap beklediğimi söyledim. İlgileneceği yönünde karşılık verdi. Ertesi gün de İş Yatırım İK Uzman Yard. dan " Yurt İçi Piyasalar Müdürlüğümüzden 16-28 Temmuz tarihleri arasında staja bekleniyorsunuz " içerikli bir mail aldım :)



Kısa bir süreliğine de olsa uzun vadede çalışmak istediğim bir şirkete stajyer olarak kabul edilmek beni mutlu etti. Umarım bu dönem beklediğimden de iyi geçer...

P.S. Yanarım yanarım, stajımın yine Ramazan ayına denk geldiğine yanarım. Uykulu, aç ve susuz staj yapamıyorum arkadaş!

2 Nisan 2012 Pazartesi

İyi İnsana Birkaç Soru

Anladık iyisin, amenna
Ama söyle ne halta yarıyor iyiliğin? 

Diyorlar ki seni kimse satın alamaz!
Ona bakarsan eğer
Eve düşen yıldırım da satın alınmaz.
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, saklamazsın düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin hiç kendi şahsi çıkarlarını,
Peki gözettiğin kimin çıkarı?
Dostluğuna diyecek yok diyelim,
Ama dostum diye sarıldıkların kimler? 



(BERTOLT BRECHT)

1 Nisan 2012 Pazar

Alışamadım Yokluğuna...

Aslında bu yazıyı yazmayı düşünmüyordum. Bahsedeceğim şeyler 1 hafta önce oldu. Ama bugün hala üzüntülüyüm.

10 sene önce bir muhabbet kuşu evimizin balkonuna konmuş. Annemin " haram kuş, bırak tutma " diye karşı çıkmalarına rağmen ağabeyim, " anne, yemiyoruz ki haram olsun " diye karşılık vererek kuşu tutup eski muhabbet kuşlarımızın kafesini de bodrumdan çıkartıp kafese hapsetmiş bu yeni kuşu. Gencecik, fıstık yeşili renginde ve mavi gagasıyla ailemizin bir erkek evladı daha olmuştu böylece. Söyleyebildiği tek kelime " fıstık " idi o günlerde. Bir de kötü bir alışkanlığı vardı, gelip kafamıza konardı. Hepimiz sinir olurduk.

Zamanla konuşmayı öğrettik ona. Benim adımı, ağabeyimin adını söyleyebiliyordu. " Babacık " demeyi öğrendi. Annemin uzun çabaları sonunda " Allah " demeyi öğrendi. Git ve Cık öğrendiği diğer kelime ve tabirler arasındaydı. Bir de nasıl olduğunu, kimden ve ne zaman öğrendiğini bir türlü anlayamadığımız bir şekilde, affedersiniz ama " pezevenk " demeyi de öğrendi. Evde çok ses olduğunda, onunla ilgilenmediğimizde bize " bıdı bıdı sus pezevenk " derdi. İnatçı kuşa bir türlü Fenerbahçe dedirtemedim ama.

Ben yada ağabeyim eve geldiğinde annemin ona " ağabeyini gördün mü, hadi öpücük at ona " demelerinden " ağabey " i kaptı. İsmimi söylemeden önce bazen başına bazen sonuna " abisi " ekledi. Canım demeyi öğrendi.

Baktık ki daha bir şey öğrenemiyor. Zorlamayı kestik. Bu sefer de bildiği isimleri, kelimeleri farklı farklı tonlarda söylemeye başladı. 3-4 farklı şekilde fıstık derdi. Yani yavaş, üzüntülü, heyecanlı vs vs...

İki hastalık geçirdi 10 yıl içerisinde bizimle. İlki bizim de tecrübesizliğimizden ötürü oldu. Annem temizlik yaparken açmış her camı. Çocuk cereyanda kalmış. Baktık ki ayakta duramıyor. Düşüyor sürekli. Sandık ki ayağı kırılmış. Yakın civarda veteriner olmadığından mecburen bir kuşçuya götürdük. Cereyanda kalmış, o yüzden böyle olmuş deyip vitamin verdiler. Suyuna kattık vitamini, günden güne iyiye gitti durumu.

İkincisi yakın zamandaydı. Konuşmuyordu hiç. Evimizin morg gibi soğuk olmasından ötürü de üşüyordu sürekli. Ve üşüdüğü zamanlarda benim, babamın ya da ağabeyim boynuna konardı. Tişörtümüzden içeri tenimize yaslanırdı. Vücut sıcaklığına ihtiyaç duyuyor demiştik o günlerde.

Dönem dönem taktı kafayı birer birer bizlere. İlk başta bana taktı. Odadan dışarı çıkar kapıyı kapatırdım. Kapının üstünde beni beklerdi. Ben içeri girer girmez de kafama konardı. Yatakta, yorganın altına girerdim. Yorganın üstüne konar beklerdi.

Bir keresinde ağabeyim kızmıştı ona. O günden beri ağabeyime gitmeden önce kanepede yürüyerek yanına yaklaşır, bakardı. Ağabeyim öpücük atar, gel derse gider konardı kafasına. Yok demezse geri dönerdi. Ne zaman yemek yesek ciyak ciyak öterdi. Açardık kafesi gelip masaya konardı. Çorbanın içine oturmuşluğu, salatanın üstüne oturmuşluğu vardır. Büyük kola bardaklarına konup kola içmişliği vardır.

İki kere kaçtığını düşündüğümüz zaman oldu. Birinde apartman kapısı açıktı ve kuşumuzu göremiyorduk. " Fıstık kaçtın mı ? " diye seslendim. " Cık " dedi. Dairenin dışında babamla konuşan komşumuzun kafasına konmuş meğerse. Bir keresinde de yine yakın zamanda annem güneş görsün diye balkona koymuş kafesi. Kafesin kapısı da açıkmış. Fark etmemiş. Biz de mutfakta kahvaltı yapıyoruz annemle. Ağabeyim uyuyor, babam işte. Bir ara annem " fıstığa bakıyım " diyerek masadan kalktı. Daha sonra bir feryat geldi annemden. " Kafes açıkmış fıstık kaçmış " diye. Balkona fırladım hemen. Anneme kızamadım da. Ama annem öyle bir feryat atmıştı ki ağabeyim uyanmış. Geldi balkona girmeden salondan bize seslendi noldu diye. Dedik kuş kaçmış. Meğerse, kafesten çıkıp salona gitmiş, sandalyeye konmuş kuşumuz.

10 yılda olanların hepsini anlatamam tabii. Bir kaç haftadır hastaydı yine. Önce uçmamaya başladı. Sonra ayakları tutmamaya. Öyle ki yemini yedikten sonra tekrar aynasına çıkamıyor, düşüyordu. Şanslıydık ki yakın zamanda veteriner açılmıştı mahallemizde. Götürdük. 10 yıldır bizde olduğunu, bize gelmeden önce de kaç yaşında olduğunu bilmediğimizi söyledik. Veteriner de yaşlılık hastalığı olmasının normal olduğunu söyledi. İki ilaç verdi. Suyuna sıkın dedi. Ama inatçı kuşumuz ilacını sıktığımız sudan bir yudum içmedi günler boyunca. Sonra veteriner iğneyle ağzına uzaktan damlatın dedi. Biz de öyle yaptık. Ama hiçbir işe yaramadı. Uçamayan, ayakta zor duran kuşumuz kafesinin tabanınında yatmaya başladı. Hiç hareket edemiyordu. En son öğle uykusuna daldığım gün, uyandıktan sonra kanat çırpamadığını gördüm. Hemen elime aldım suyuna götürdüm, içmedi. Yemlerinin olduğu kısma ağzı gelecek şekilde tekrar bıraktım kafesin içinde. Sonra gittim anneme söyledim, kanat çırpamıyor diye. Annemle mutfaktan salona geldiğimde ise ayaklarının kaskatı olduğunu gözlerinin donduğunu gördüm. 10 yıldır bizimle olan muhabbet kuşumuz ölmüştü. Annem ve babam ağladı. Benimse gözyaşlarım içe doğru akmıştı. Ertesi gün bir beyaz kağıda sarıp, babamın atölyesinin önünde ki bahçeye gömdük.

Gece yatmadan önce odanın ışığını söndürürken bazen kuşun kafesini kontrol ederdim acaba annem kapısını açık unutmuş mu diye. Dün gece ışığı söndürdükten sonra " kuşun kafesine bakmadım " diye düşünerek tekrar ışığı yaktım ama odada kafes yoktu...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...