31 Ekim 2011 Pazartesi

Cause This is Thriller!

Daha önce de bahsettiğim gün nihayet yaşandı. 29 Ekim'i 30'a bağlayan gece 04,00'te Ortaköy sahilde 259 kişiyle birlikte Thriller...

Tüm Dünya ile aynı anda dediler ama bizde saatler tam o an 1 saat geri alındığı için tüm dünyadan şaşmış olabiliriz çünkü 1 saat daha bekledik. Ortaköy sahile 11 gibi vardım ve beklediğimin aksine çok güzel bi hava vardı. Şanslı gecemizdeyiz diye düşünmeye başladım. Neyse daha sonra komşum Larien ailesiyle birlikte geldi. 1-2 prova, sonrası makyaj sonrası bekleme. Saat 02,30 sonrası sanki fena esmeye başladı. O an aklımda tek bi soru vardı: Allah akıl dağıtırken ben neredeydim?

Kıçımız dondu. Oturduğumuz yer ile bir buzul kütlesi oluştu desem yeridir. Neyse ki sonra açılmaya başladı. Bu saatlerde ortaya atılan bir " midye " lafı hepimizin canının çok acayip bir şekilde midye çekmesine sebep oldu ve şansımıza daha doğrusu şanssızlığımıza tüm midyeciler gitmişti. Ortaköy esnafından aldığımız " iltifatlara " hiç değinmiyorum. " Ölüyüm ben param yok beleşe kumpir verin bana " diye bir yakarışta bulundum ama iplenmedim :( Tabi en önemlisi bizi gören orta yaşlı bir kadın turistin " Ben Ortaköy'e geldiğimi sanıyordum meğerse burası Tahtalıköy'müş " dercesine şaşkınlıkta bakışıydı. Ha unutmadan makyajdan çıktıktan sonra Larien'in sevimli zombicik kardeşinin bir köpeği korkuttuğunu belirtmek isterim falan filan.

Ve saatler 04,00... 6 dk mı ne sürdü. Senkron hatalarım sık, hareketleri gecikmeli yapan bir odun görürseniz videoda ( postun sonunda paylaşacağım ) bilin ki o benim :D ama o gecikmede hortlamamızdan önce üzerime yatan ve görünmemi engelleyen 25131813285478963225 kişinin de etkisi var ! Bittiğinde " anaaa bitti lan " diye üzüldüm :( sonra kendimi We Are The World şarkısı çalarken Larien'in kardeşini omuzlarıma almış halde buldum :D



Geri dönüşü hep beraber yaptık ve yolda Larien dilinden " cause this is thriller " kısmını düşürmedi ee bende başlık yapayım dedim. Yaklaşık 6 saat falan Ortaköy sahilde kaldık. Daha önce hiç bu kadar süre orada kaldığımı hatırlamıyorum ve buradan yetkililere sesleniyorum: Seneye Salacak sahilde yapılsın! 

Herkesin mutlaka katılmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Michael Jackson'ı sevin sevmeyin önemli değil, bende büyük bi hayranı değildim kendisinin ama bu organizasyon, katılan herkesin fazlasıyla eğlenebileceği bir şey. Eve döndükten sonra makyajı çıkartmak biraz zor oluyor ama olsun :D 

Ha unutmadan hala herhangi bir hastalık belirtim olmadığı için çok mutluyum :D ee herhalde ölene kadar her sene giderim ben bu etkinliğe :)



P.S.: Bu yazıyı neden bu kadar geç yazdın diyecekseniz, Larien önce ben yazıcam sen yazma demişti, onun yazmasını bekledim :D ama kendisine buradan büyük bir teşekkür yolluyorum, beni bu etkinlikten haberdar ettiği için :)

P.S.2: Yanarım yanarımda Mecidiyeköy'de DT2'yi beklediğim yarım saate yanarım. Önceden gelmeyi düşünüp de sonradan vazgeçen kişilerde kaçırdıkları eğlenceye yansınlar.

Buyrun şimdilik tek videomuz bu :) 


27 Ekim 2011 Perşembe

Hatıralarından Yüzde Kaçını Unuttun?


varabildiğin yere kadar var..! 
var var var...! 


Akar sular dönmez geri tıpkı gençliğim gibi,bebekti ceninin ergeni,bir erdi büyümüş meyvesi. 
Sakal bıyıkla geride kaldı Yunusun hamlık evresi,sivilce,akne katledildi soldu yüzümün güneşi. 
Ve çivisi düşmüş tablolarda bir resimdi kendisi,kükreyen şu gökyüzüde kuşun kilitli kafesi 
Tersi döndü güvenin ansızın belirdi dostun hilesi,fincan kahve içtim kursağımda kaldı telvesi. 
Kırıştır yalan kahpesi,baştan akıl alır ya cilvesi.Yıkar,geçer bir dostun düşmancasına hamlesi. 
İki boy aşmış ihanetin ki kat`i yok bahanesi,hayrından umutsuzum getirme bari şerrini. 
Ve hepsi aynı yolda yolcu onca bedenin kellesi,meydan önüne dizilecek ve alınacak ifadesi. 
Dualar olmasaydı kim kovardı kalleş iblisi? kalbim ak da pak da desen yüzünden yansır pisliğin. 


Altın harflerle yaz mahlasımı.Halvetim kasvet,kem gözlere şiş!... 
Cadü ya herru!.. ya merru!.. kaf-kef, gölge haramilerine bir selam çak!.. 
Abile patladı,demlenir simam,nüşinrevandan handan ummmam ben. 
Ahu-yi felek mum,ben şamdan.Düşmez kalkmaz bir Allah`tır uyan!.. 


Sago sus!...husus derin çukurda içine sin,pusu kuran huşu içinde gözlerinde kin belirgin. 
Vay senin şu kindar halin.Hin pilanların var hin.Cenin büyüdü savaşa girdi silahlarımı bana verin. 
Yardan sarkıttığın dostlarından kaçının ipini tuttun ? Onlar güldü,sen somurttun.Kalbinde kaç gül kuruttun? 
Hatıralarından yüzde kaçını unuttun? senin adını anmamak şartıdır dostluğumun. 
Rap ten olma gökyüzünün güneşi sago. bu benim yüzüm.Gölgeme sığınır mana özüm,hicran çölüne düştüm. 
Yüz pınar yaş akıtsın gözüm.Kendi başıma öğrendim,kendim büyüdüm.Dudaklarımla gömdüm. 

Sanma şâhım herkesi sen sadıkâne yâr olur 
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur 
Sadıkâne belki ol âlem de serdâr olur 
Yâr olur ağyâr olur serdâr olur dildâr olur. 


Altın harflerle yaz mahlasımı.Halvetim kasvet,kem gözlere şiş!... 
Cadü ya herru!.. ya merru!.. kaf-kef, gölge haramilerine bir selam çak!.. 
Abile patladı,demlenir simam,nüşinrevandan handan ummmam ben. 
Ahu-yi felek mum,ben şamdan.Düşmez kalkmaz bir Allah`tır uyan!.. 

Boş Zamanlarımı Değersizleştiriyorum!

Eveeeeeeeeeeeeettt diye konuya giriyorum. Kasım ayında beni bekleyenler: 20 Kasım'a kadar bitmesi gereken 3 proje ( ki bunlardan ikisi direk dersi geçip geçmeme durumunu belirleyecek, bu ikiliye dahil olmayan 3. projemin ise 6 gün sonra sunulması gerekiyor ), 21-30 Kasım tarihleri arasında vizeler, 27 Kasım'da ALES. Oh ne güzel! Peki ben ne durumdayım? Vallaha ALES'ten 4 konu bitirmiş olabilirim tam hatırlamıyorum. Zaten geri kalanların yanında lafı olmaz. Onun dışında her şey 0 modunda. Ve sanırım bundan ötürü azıcık ucundan bir şekilde de değil bildiğin hayvani boyutlarda bir vicdan azabı çekiyorum!

Bu sene üniversitedeki son senem diye, ne staj ne part iş aradım. Programımı mümkün olduğunca boş tutmaya çalıştım. Hem derslere adam akıllı çalışır hem rahat rahat ALES'e hazırlanır hemde son sene sosyalliği yaşarım dedim. Neyse gel görelim ki boş zamanlarım çok olmasına rağmen bu boş zamanları kullanamıyorum. Mesela bugün 2-5 arasında olan dersime girmeyip eve geldim. Vurup kafayı uyudum. Saat 3te uyandım geri. O saatten beri naptım? Hiçbir şey! Ya işin kıl tarafı boş boş oturunca zaman da geçiremiyorum. Sıkıntıdan patlıyorum. Okumak için bir kitap alıyorum elime almamla bırakmam bir oluyor. Soru çözeyim diyorum yok. Film konusunda zaten daha önce bir post yazmıştım değişen hiçbir şey olmadı. ( O günden bugüne sadece bir film izleyebildim: Midnight in Paris. Keyifli bi filmdi falan filan ) Ders çalışmak zaten hak getire. Kalem tutmayı yazı yazmayı unutmuşum. Son zamanlarda en başarılı olduğum konu müzik dinlemek. Bıkmadan usanmadan dinliyorum. Ha bir de burada yazdıklarınızı okuyorum.

Sorun bende olmasına rağmen sonra da çıkıp zaman geçmiyor diye yakınıyorum. Ya ne güzel istediğim boş zamanlara sahibim. Yazın başvurduğum bir şirket olumlu döndü. Part time, haftada 25 saat / 5 gün çalışmamı istediler. Kabul etmedim. Ders çalışmaya vakit bulamam diye. Boş olayım dedim. O zaman çalış dimi? Niye çalışmıyorsun be adam? Yok boş boş hiçbir şey yapmadan zaman geçirmenin zevkli bir yanı olsa eyvallah. Boş gezenin boş kalfası oldum çıktım.



Halimden memnun muyum? Kesinlikle hayır. Peki bunu değiştirmek benim elimde mi? Kesinlikle evet. Peki ben napıyorum? Bu şekilde devam ediyorum.

Mesela bugün de yarım saat öncesine kadar " yeter artık bugün boş boş oturdum ALES'e ne kaldı. Elindeki çayı bitir de çalışmaya başla " dedim kendime. Ve çok kararlıydım çalışmak konusunda. Sonuç? Çayı bitirip buraya geldim. Sıla'dan Vur Kadehi Ustam'ı ve Boş Yere'yi dinleyerek bunları yazıyorum. Ha bide kaç gündür geçmek bilmeyen bir boğaz birde baş ağrım var. Öyle dayanılmayacak türden değiller çok şükür ama azar azar hırpalıyorlar beni. Daha önce hiçbir ağrım bu kadar uzun sürmemişti. Allah sonumu hayır etsin.

Bir yer ile ilgili bir şey okusam, bi haber dinlesem, bişey izlesem olumlu olsun olmasın hiç fark etmiyor oraya gidesim geliyor bide. Neyse ki bu konuda yalnız değilim. Böyle sürekli farklı farklı yerlere gitmek isteyince karar veremiyorum ( dönem dönem çok büyük kararsızlıklar yaşarım onlardan birine giriyorum galiba ) karar veremeyince de hiçbir yere gitmiyorum oturuyorum evimde.

Bütün bunlara ek olarak akşam Beşiktaş deplasmanına çıkıyoruz. Kazanırsak bu moralle yarın hem kitap okurum, hem ALES için 200 soru çözerim, hem 3-5 film izlerim falan filan. Haydi Fener'im, göster gücünü!

Son olarak 3 haftadır beklediğimiz gün geldi. 2 gece sonra zombi olucam. ( böyle yazınca zombi olmadna 2 gün öncesini 3 haftadır bekliyormuşum gibi bir anlam çıktı sanırım ama yok öyle bir şey 2 gün sonrasını bekliyorum merak etmeyin ) Ortaköy sahilde 200'i aşması beklenen bir grupla zombi olup Thriller yapmak çok keyifli olucak. O makyajın silinmesi aşamasında büyük sıkıntı çekeceğime dair bir his var içimde ama neyse. Okulda hangi arkadaşıma söylesem " Allah akıl fikir versin / Lan deli misin? / İşin yok mu oğlum senin / hahahahahahahaha vs vs " karşılıkları alıyorum. Latin danslarına meraklı olan bir kız arkadaşımın bu konuda beni desteklemesi umut ediyordum ki ondan aldığım cevapta " ben gitmem. ama sana yakışır " yönünde oldu. Ne demek istedi onu da anlamış değilim. Neyse zar zor da olsa öğrendiğim Thriller, eş zamanlı yapılan dünya genelinde bir etkinliğe katılmak ve bu etkinliği Ortaköy Sahil'de yapmak... Bunlar benim zevk almam için yeterlidir millet. Siz ne derseniz deyin.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Bir Kitaptan / V

Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an, yaşamını çöpe attın demektir.
İstemediğin sürece, hiçbir şey için ödün vermeyeceksin.
...Çünkü gün gelir, verecek hiçbir şeyin kalmaz.
Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil.
Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.
Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.

Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki, yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için...
Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel...

Ve unutma; aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir...




21 Ekim 2011 Cuma

Steve Jobs...

Hepimizin bildiği gibi yakın zaman öncesinde bir endüstri ikonu hayata gözlerini yumdu. Onun için söylenecek çok şey var, ben ölümünden birkaç gün önce hayatıyla ilgili bir kitap okumaya başlamıştım. Kitabın adı " Steve Jobs-Apple " yazarları ise Jeffrey S.Young ve William L.Simon.

Kısa bir süre önce de " Ve Steve Jobs Apple'ı Yarattı " adında bir kitap basılmış sanırım. Bu kitabın yazarı da Michael Moritz. " Ve Steve Jobs Apple'ı Yarattı " adlı kitabın arka kapağında belki de Jobs için söylenebilecek en güzel sözün yazılı olduğunu gördüm. Ve bunu sizlerle paylaşmak istedim:

" Masalların 'Gökten düşmüş üç elma.."'ı gibi insanoğlunun kaderini etkilemiş 'üç elma' nedir diye sorulsa, herhalde Âdem ile Havva'nın 'yasak meyva'sından ve Sir Isaac Newton'ın başına düşen elmanın ardından, Steve Jobs'un yarattığı Apple'ı saymak gerekir. "

ABD Başkanı'nın dediği gibi " Dünyayı değiştirebileceğine inanacak kadar cesur " bir adamı kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun. Şimdi de sizlerle Steve Jobs-Apple kitabından gözüme ilişenleri paylaşmak istiyorum.



 " Steve Jobs, 24 Şubat 1955 tarihinde San Francisco, California'da dünyaya geldi. "

" Bir yarış kaybettiğinde gidip tek başına ağlardı. Başkalarıyla uyum sağlayamazdı, normal bir çocuk değildi. " ( İlkokuldaki yüzme takımından bir arkadaşı )

" Bizi üçüncü sınıftayken görmeliydiniz. Öğretmeni neredeyse yok ediyorduk. " ( Steve Jobs, bu olaylar yaşandıktan kısa bir süre Jobs okuldan atıldı. )

" Öğretmenleri 5.sınıfı atlayıp doğrudan orta okula gitmesini istiyorlardı, anne babası bunu isteksizce kabul etti. "
" Steve 11 yaşındayken bile ailesini yeniden yerleşmeye zorlayabilmişti. Önüne dikilen engelleri kaldırmakta sergilediği kararlılık, çoktan kendini belli etmeye başlamıştı. "

" Jobs bir hedef belirlediğinde ona ulaşmasını hiçbir şey engelleyemezdi. "

"... ilk kutular için ceplerinden harcadıkları maliyet ( Steve Wozniak ile birlikte ) birim başına 40 doları buldu. Birim başına 150 dolara satıyorlardı ama bir sorun çıktığında ücretsiz onarım teklif ediyorlardı... "

" ... geçmiş başarılarını utandırmayan bir şekilde, Wozniak inanılmayacak kadar az sayıda çip kullanarak işi tamamlamayı başardı. Alcorn çok etkilendi ve Steve'e teklif ettiği 1000 doları ödedi. Ama Steve, Woz'a gittiğinde Atari'nin sadece 600 dolar ödediğini söyledi. ve Woz'a paranın ' yarısını ' verdi. Sonunda bütün işi yapan Woz sadece 300 dolar kazanırken, Steve 700 doları cebine indirdi. "

" Jobs'un pop şarkılarına olan hayranlığından bir fikir doğmuştu ve bütün bu süre boyunca öze dönüşçü arkadaşlarıyla birlikte Oregon'daki elma bahçesinde kalmıştı. Ayrıca ' Apple ' telefon rehberinde ' Atari ' den önce geliyordu. Sonunda ortaklık belgelerini yayınlanmak üzere yerel bir gazeteye vermek için kendilerinin belirlediği bir son tarihe uygun olarak, nazik, tehdit oluşturmaktan uzak, pek de ciddi denemeyecek Apple Computer ismini seçtiler. ( Zaman içinde Apple isim konusunda Beatles ile uzun bir savaşa girecek, iPod ortaya çıktığında ve Apple müzik sektörüne hakim olmaya yöneldiğinde bu savaş daha da kötüleşecekti. ) "

" Büyük vizyonları 25 dolardan bilgisayar devreleri üretmek ve bu devreleri 50 dolara pazarlamaktı. "

"... Sürdürdüğü beslenme düzenine çok bağlı olan Jobs, yediği meyveler yüzünden yıkanması gerekmediğine inanıyordu. Ama sorun şuydu ki, ofiste hiç kimse onunla yan yana çalışmaya tahammül edemiyordu. "

" 23 yaşımdayken 1 milyon dolarlık servetim vardı. 24 yaşımda bu servet 10 milyon doları geçti. 25 yaşımda, 100 milyon doların üzerindeydi. " ( Steve Jobs )

" Eğer Steve Jobs'ın dünyasının bir parçasıysanız, her şeyde Steve'e sadık olmanız gerekir. Bazı durumlarda, bu hayatınızı Jobs Sibiryası'nda geçirmek anlamına gelebilir. "

" Dünya her zaman adil olsaydı, Macintosh'u yaratan deha Jef Raskin olarak hatırlanırdı. Dünya her zaman adil değildir ve tarih kahraman olması gerekenleri her zaman hatırlamaz. Bu örnekte, Raskin'in hayal ettiği bilgisayar, ortaya çıkan Macintosh'dan çok farklıydı. Dünya'nın bildiği haliyle Mac'in gerçek babası, aslında üvey babası olan Steve Jobs idi. Jobs'ın 26 doğum gününe birkaç gün vardı ve bir savaşı daha kazanmıştı. "

" Elbette sinir bozucu kişiliğini kabul edilebilir kılan şey, sık sık haklı çıkmasıydı. "

" Mac'in muazzam satışlar yakalayacağını düşünüyoruz ama aslında onu başkası için yapmadık; sadece kendimiz için yaptık. Onun iyi bir makine olup olmadığına karar verecek olanlar bizlerdik. Dışarı çıkıp pazar araştırması yapmayacaktık. Graham Bell telefonu icat ettiğinde pazar araştırması yaptı mı ? Elbette hayır. " ( Steve Jobs )

" Haftada 80 saatten az çalışan birinin tembel olduğunu düşünüyordu. "

" Antik Yunanlıların Steve'in davranışı için kullandığı bir kelime vardı. Hubris. İnsanların tanrılara meydan okuyabileceklerine inandıkları zaman sergiledikleri küstah gurur. Ama tanrıların tepkisi her seferinde aynıydı: Gökyüzünden gönderdikleri bir yıldırımla o küstah insanı yok etmek. "

" Steve pazar araştırmasını her sabah aynaya bakarak yapıyordu. " ( Mike Murray )

" Bin mil ötedeki ufuk çizgisini görebiliyordu. Ama oraya ulaşması için aşılması gereken millerin detaylarını göremiyordu. Bu hem onun dehası hem de zayıflığıydı. " ( Jay Elliot )

" Sculley ( CEO ), ertesi sabah erken saatte ofisinde Jobs ile görüştü ve ona Markkula'dan duyduklarını anlattı. Steve'in yine bir şeyler çevirdiğini biliyordu; hem de bir kaç gün önce kendisine söz vermiş olmasına rağmen. Sculley, Steve'e gitmesi gerektiğini açıkladı. Sonrasında, Sculley yönetim kurulu üyelerini tek tek ofisine çağırdı ve onlara Steve'in gitmesini sağlamak için destek verip vermeyeceklerini sordu. Her biri destek vereceğini söyledi. Sculley o akşam saat 7'de Steve'i evinden aradı ve her şeyin bittiğini söyledi. Yeniden yapılanma planına devam edilecekti ve kuruldaki hiç kimse Steve'in Apple'da herhangi bir yönetim rolüne gelmesini istemiyordu. Steve eğer istiyorsa ürün tasarımcısı olarak kalabilirdi, ama artık hiçbir bölümün başına geçemezdi. Steve haberi vermek için gözyaşları içinde Bill Campbell ve Mike Murray'ı aradı. 29 Mayıs 1985 Salı akşamıydı. Steve, Mike'a " Hepsi bitti. John ve kurul beni Apple'dan attılar. " Eski pazarlama sorumlusu bir şey diyemeden Steve telefonu kapattı. "

" Sanırım en iyi yaptığım şey, yeni, ilerici ürünler yaratmak. Yapmaktan hoşlandığım şey de bu. Yetenekli insanlardan oluşan küçük bir grupla çalışmaktan zevk alıyorum ve en iyi böyle çalışıyorum. Apple II'de yaptığım şey buydu, Macintosh'da yaptığım şey buydu... Ama bunun ötesinde gerçekten önemsediğim şey, Apple Eğitim Vakfı'nın kuruluşuna yardım etmem olmuştu... Şu ikisini bir araya getirdim; yetenekli insanlardan oluşan küçük bir ekiple çalışarak eğitimde devrim yaratacak ürünler geliştirmeyi. "

" Zaman içinde dava yasal ağız kavgasına dönüştü ve 1985 mali yılının son çeyreğinde şirket kazanç gösterdiğinde konu sessizce kapandı. Ama Apple önemli bir avantaj yakalamıştı. NeXT'in gelecekteki ürünleri pazara sunmadan önce Apple'a göstermesi gerekecekti. Böylelikle Apple hiçbir teknolojisinin çalınmadığına emin olabilecekti. Ama ilişki bitmişti. Steve ayrılışının ertesinde hisselerinin çoğunu sattı ve 1986 yılının başlarında yatırımını tamamen çekti; sadece, yıllık raporlarını alabilmek için tek bir hisseyi bıraktı. O kadar muharebe kazandıktan sonra, Steve Jobs bir muharebeyi kaybetmişti. Üstelik kaybettiği sadece muharebe değil; bu kez savaşı kaybetmişti. "

" Steve'in Bill Gates'i ortadan kaldırma şansı vardı ama bu şansı kullanamamıştı. Daha en başından anlaşmakta daha yumuşak davransaydı, pazarlıklar hızlanacaktı ve Bill Lowe ayrılmadan sözleşme imzalanacaktı. Lowe, IBM'in PC makinelerini Windows yerine NeXTSTEP ile sattığını görecekti. Steve'in yazılımını öğrenmek ve kullanmak çok daha kolaydı. Diğer PC üreticileri çabucak sıraya gireceklerdi.  Arkasına yaslanan ve neredeyse hiç çaba harcamadan, satılan her PC için lisans üreticilerini toplayan kişi Bill Gates değil Steve olabilirdi. "

" Kozların hepsi kendi elindeymiş gibi pazarlık yapmak, Steve'in tarzıydı. Şartlar kendi aleyhinde olsa bile, Steve daima böyle pazarlık ederdi. "

" 18 Mart 1991'de Steve Jobs bekarlığa veda etti. "

" Bir daha hiç kimse Jobs ile birlikte çalışmanın zaman zaman kabus olmadığını düşünmeyecekti. Her an kendilerine saldırabileceğini bilmelerine rağmen insanları kendisine çeken o sihirli, inanılmaz karizması ise, yanında çalışanlar üzerinde çok az yönetecinin aşık atabileceği türden bir sadakat duygusu yaratıyordu. "

" Steve tek başına sahnedeydi ve Silikon Vadesi onu karşılamaya gelmişti. " ( Julie Pitta, Forbes )

" Steve daima kararlılığı ve cüretkarlığıyla yaşamıştı. Daha temkinli insanların denemeyi akıllarından bile geçirmeyecekleri şeylere kalkıştığı için suratına sık sık şamar yiyorsa bile, onun hala devam etmesini sağlayan şey, bu kararlılığı ve cüretkarlığı idi; oysa daha temkinli olanlar çoktan havlu atmış ve sahneden çekilmişlerdi bile. "

" Steve hoşlanmadığı bir sürü şeyi çabucak gördü. Kendisinden önceki CEO'lar, dizginleri nasıl ele alacaklarını bilememişlerdi. Ama Steve Jobs bir şeyi yapmaya karar verdiğinde, ya yolundan çekilirsiniz ya da akıllılık edip ona katılırsınız. "

" Elbette ki gerçekte kimse dev bir şirketin gidişatını altı ayda 180 derece döndüremez. Bu toparlanma büyük ölçüde Gil Amelio'nun başarısıydı ama ne bu seyirciden ne de basından hiçbir övgü almadı. Neredeyse unutulmuştu. Şirketi kurtarmak konusunda sergilediği başarı derinlere gömülecek, üstü örtülecek ve bir kenara atılacaktı. Steve bir kez daha başka birinin başarısı üzerinde yükseliyordu. Bugünlerde Steve, Gil'i arkadan vurması konusunda hiç utanç duymuyor ama sonuçta Steve asla en yakın arkadaşlarına bile sıcaklık göstermesiyle tanınmadı. "

" Steve kararını verdiğinde, ortamdakilere susmak düşerdi; çünkü tartışmak tehlikeli değilse bile nafile olurdu. "

" Steve Jobs şöyle diyordu: ' Sanırım Pixar'ın bir sonraki Disney olma şansı var. ' Basın çok geçmeden 2,5 milyar dolar kazanan Pixar'ın, tüm zamanların en başarılı Hollywood stüdyosu olduğunu açıklayacaktı. Steve Jobs, dünyanın en önemli iki sektörüne damgasını vurmuştu. Üstelik henüz işi bitmemişti. "

" iTunes ile Apple devrime katılmıştı. Bu, Steve'in İnternet hizmetlerini Apple ürünlerine katma programının diğer bir adımıydı. Ama dünya, Steve Jobs'ın sadece devrime katılmakla kalmadığını yakında öğrenecekti; Jobs, o devrimi yeniden biçimlendirmek üzereydi. "

" Biri nihayet şu işi doğru yaptı. " ( Dr. Dre-iPod'un tanıtımından sonra )

" Kaç şirket kendisi için yepyeni bir alana girip de, diğerlerininkinden çok daha iyi görünen ve çok daha iyi çalışan bir ürün yaratmayı başarabilir; üstelik de bunu bir yıl içinde gerçekleştirebilir? Bunun gerçekleşmesinin tek nedeni Steve Jobs'ın geleneksel köleci, görev ustası ve lider olarak kamçısını şaklatmasıydı. Tuhaf, sıra dışı, kavranamaz karizması insanları büyüsü altına alıyordu ve bu çekiciliğine işlenmiş günlük öfke patlamaları yüzünden çalışanlar siniyor ve onu gördüklerinde masanın altına saklanmak istiyorlardı. "

" 23 Ekim 2001 Perşembe günü, Apple tarihindeki en başarılı ürünü tanıtıyordu. Aslında, Apple'ı bilgisayar şirketi olmaktan çıkarıp başka bir şeye - ne olduğunu zaman gösterecek - dönüştürecek kadar başarılıydı. "

" iPod kullandığınızda, müzik dinlemek bir daha asla aynı olmayacak, diyordu. Bu ifade, Steve Jobs'ın bile tahmin edebileceğinden daha haklı çıkacaktı. "

" En büyük beş müzik firmasıyla pazarlıklara giren bir yönetici olaylara içeriden bakıyordu. Onun dediğine göre müzik şirketleri, İnternet'ten indirme fikrine soğuk bakıyor, ayak sürüyor ve en ince detaylara kadar anlaşmadan önce harekete geçmek istemiyorlardı. Ve o sırada Steve Jobs ortaya çıktı. Aniden, ' sektör ayaklarına kapandı; istediği her şeyi yapmaya hazırlandı. Kalkmak üzere olan bir tren vardı ve herkes şirketini o trene bindirmeye kesinlikle kararlıydı. İlk kez, ( İnternet'ten şarkı indirme anlaşmalarıyla ilgili ) avantaj karşı taraftaydı. "

" Steve konuşmaya başladıktan sonra Apple'a müzik lisansı verme kararı için 15 saniyeden fazla düşündüğümü sanmıyorum. " ( Andrew Lack-Sony Music Entertainment CEO'su )

" Müzik sektöründe ise, Steve Jobs nihayet hayatının dönemini yaşıyordu. Gerçekten sıradışı bir başarı kazanmış, Birleşik Devletler'de en inatçı, en ' benim dediğim olur ' diyen sektörlerden birini yenmiş ve kendi isteğine göre yeniden biçimlendirmeye başlamıştı. İnternet'ten şarkı indirmeler yüzünden sektörün gelirlerinin ciddi şekilde düştüğü, iş gücünün küçüldüğü ve önü alınmaz bir yokuşa doğru sürüklenildiği bir dönemde gelmişti. Bugünün müziğini bile dinlemeyen dışarıdan biri olarak, Steve neredeyse düşünülmeyecek bir şeyi başarmıştı: İkinci bir sektördeki görüntüyü değiştirmişti! Üstelik daha işi de bitmemişti. Tam aksine... "

" Steve, kendisini düşünmeye ve harekete geçmeye teşvik eden teknolojileri tercih eder ve hayatını, dünyaya bunu başaran bilgisayarlar sunmaya çalışarak geçirmiştir. "

" Steve yaratıcı girişimlerin yaratıcısıydı. "

" Bu adam, artık dünyanın kendisinin ilgilendiği şeyle başlayıp bittiğine inanmıyordu. Bu, gençliğin özelliklerini - iyi ve kötü - zamanla, bilgelikle, deneyimle yumuşamış halde taşıyan adamdı. İlk aşkı olan Apple'ı kurtarmış ve onu yine güzelleştirmişti. Hayatı mizahla kutlayan, hikayeleri ölümsüzleştiren animasyon filmlerle aileleri, ebeveynleri ve çocukları yakalamıştı. Müzik sektörünü canlandırmış, ona yaşam nefesi üflemiş ve yeni bir dijital geleceğe doğru itmişti. "

20 Ekim 2011 Perşembe

Boş Yere...

Yaklaşık 2-3 hafta önce yakın bir dostumun yeni taşındığı evi görmeye 3 arkadaş gittik. İçimizden birisi tam bir gitar virtüozü olduğunu gösterdi. Titreyen elleri ve biranın etkisiyle gidip gelen kafasına rağmen bize tam bir resital sundu. Diğer iki arkadaşım da almış oldukları ses eğitimlerinin haklarını verecek derecede ustaca yorumları ve güzel sesleriyle tam anlamıyla bana bir konser sundular :D tabi bende ne güzel bi ses, ne yorum kabiliyeti, ne kulak ( 2 sene önce tiyatro topluluğundaki yönetmenim bana bir şarkı söyletmeye çalıştıktan sonra istediği performansı alamayınca " bunun kulağına sıçılmaz bile " demişti ) ne de herhangi bir müzik aleti çalabilme yeteneği olmadığından dinleme becerimi göstermekle yetindim.

Sıla'yı sevip, sık sık dinlememe rağmen Vur Kadehi Ustam adlı şarkısını daha önce duymamıştım. Ve arkadaşlarım o gün bu şarkıyı söyledikten sonra benim en sık dinlediğim parçalardan biri oldu.


İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze
Bundandır böyle dibe vuruşumuz...


Geçenlerde bir arkadaşım twitter'da Sıla şarkılarıyla ilgili bir tweet atmıştı. Tavsiye ettiğim şarkı Kenar Süsü olmuştu. O da bana Boş Yere'yi dinlediğini söylemişti. O an ilk defa ismini duydum bu şarkının. Ve şu günlerde her gün dinlediğim yegane şarkılardan biri.



ben sana nerden tutuldum
yokluğunda hem nasıl duruldum
(göz göre göre nasıl duruldum)
sağ elimi solumla avuttum
boş yere, boş yere
hep boş yere...


Tabi en çok sevdiğim şarkıcılardan olan Şebnem Ferah'ın her zaman her halime uygun düşen bir şarkısını bulmuşumdur. Benim Adım Orman albümü çıktığı günlerden beri en sık dinlediğim şarkısı Ateşe Yakın son zamanlarda tekrar gözdem haline geldi.



Göçtüğün gün ben
Tesadüfen düşümde gördüm veda ederken

Çok özledim her kahraman gibi erken gittin

Gördüğüm en son ışık parıltı sendin
Hep parladın
Dinlendiğin o sarmaşık sonra soldu
Hep uçtun ateşe yakın...


                                                  Goodbye My Lover...



And I love you, I swear that's true.
I cannot live without you.

Goodbye my lover.
Goodbye my friend.
You have been the one.
You have been the one for me...
                                                       
                                                        Linger...



But I'm in so deep
You know I'm such a fool for you
You got me wrapped around your finger
Do you have to let it linger
Do you have to, do you have to
do you have to let it linger ...












19 Ekim 2011 Çarşamba

Zafere Dair...

Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
bir çığlık oldu ümid...
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin
zalim
ve kurnaz.
Ölüyor çarpışarak insanlarımız
- halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı -
ölüyor insanlarımız
- ne kadar çok -
sanki şarkılar ve bayraklarla
bir bayram günü nümayişe çıktılar
öyle genç
ve fütursuz...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı:
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
biz unuttuk bağışlamayı...

Varılacak yere
kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp
koparılacaktır...



Nazım Hikmet
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...