31 Ocak 2012 Salı

Bir Filmden / II

E: Benim canımı çok yaktın sen!
P: Senin canın yanmasın diye ben kendi ömrümü bir kibritin kavında tutuşturdum. Hayatımdaki her şey yalan! Tek gerçek sensin...

30 Ocak 2012 Pazartesi

Bir Kere Dönüp Bakmaz...


Seversin sevmez gel dersin gelmez
Bu acı bitmez çaresizim çaresiz
Gün gelir arkasından koşarsın bekle dersin
Bir kere dönüp bakmaz çaresizim çaresiz

Bir gün gelir aşk biter insafsızca terk eder
Bütün bunların ardından sadece gözyaşı kalır
Beklerim gelmez haykırırım duymaz
Ağlarım bilmez çaresizim çaresiz...



27 Ocak 2012 Cuma

Dünya Üç Gün Gibidir...

Dünya üç gün gibidir, dün, bugün, bir de yarın.
Dün gitti, geri gelmez, bu senin büyük kaybın.

Yarın henüz gelmedi, belki de gelmeyecek.
Zira yarın gelmeden, belki ecel gelecek.

Öyle ise gün bugün ve saat bu saattır.
Bulunduğun gün ve an, sana büyük fırsattır...

26 Ocak 2012 Perşembe

İki Cami Arasında Aşk

Ne yalan söyleyeyim, aslında bu kitabı okumaya hiç niyetim yoktu. Bir kaç arkadaşım tavsiye etmişti. Ama pek umursamamıştım. Daha sonra yakın arkadaşlarımdan biri daha okumamı söyledi. Ve yine ne yalan söyleyeyim sadece 7 TL olmasaydı almazdım herhalde bu kitabı. Ama aldım, dün okumaya başladım ve bugün bitirdim.

Çok etkilendim. Finalinde duygulandım. Mimar Sinan'ın 50 yaşında ve evli olmasına rağmen, sıradan bir dülger iken Muhteşem Kanuni'nin 16 yaşındaki kızı Mihrimah'a aşık olup, çektiği acıları anlatıyor kitap. Aşkından önce Prut Nehri üzerinde pek çok usta mimarın yapamadığı köprüyü söz verdiği üzere sadece 13 günde yapıyor. Sonra da saraya baş mimar oluyor. Baş mimar olduktan sonra bunun cesaretiyle Kanuni'den kızını istiyor. Ama Hürrem Sultan taht hırsında olduğu için Rüstem Paşa'ya vermek istiyor kızını ve Kanuni'yi de ikna ediyor. Ve Mimar Sinan'ın ömürlük hasreti başlıyor. Aşkını taşlara döküyor Koca Sinan. Padişah'ın, Mihrimah için bir cami yapmasını emretmesiyle tekrar hayata dönüyor ve Üsküdar'a Mihrimah Sultan Camisini yapıyor. Ve daha sonra da kendi isteğiyle, 6 aydan daha kısa bir sürede, sırf gönlünün sultanına doğum günü hediyesi olması için Edirnekapı'ya bir cami daha yapıyor. Ama caminin yapımı bittikten hemen sonra Hürrem Sultan vefat ettiği için o sene doğum günü hediyesi olarak gösteremiyor camiyi Sinan. Ve bir sonraki sene Sinan kendi göstermeden, " aşkın çizdiği sınırları " Mihrimah Sultan kendi gözleriyle görüyor.

Yazarın da dediği gibi, bazen sınırları aşk belirliyor. Ve, kitap içinde altını çizdiğim, beni etkileyen bazı cümleleri paylaşıyorum sizinle. Kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.



--Padişahın gittiği bütün seferlere katılıyordu Sinan. Ordu savaşta iken kendisi yabancısı olduğu ülkelerin sokaklarını, çarşılarını, han ve hamamlarını dolaşıyor, gördüklerini defterine kaydediyordu. Özellikle de kilise ya da havralarda kullanılan sanat tekniklerini inceliyor, ülkede olmayan yönlerini tespit etmeye çalışıyor, sanatçıların nasıl bir yöntem kullandıkları üzerinde kafa yoruyordu. Bulduğu farkları defterine çiziyor, islam motifleri içerisinde nasıl kullanacağını düşünüyordu.

--Sinan, Mihrimah'ın ismini duyduktan sonra bir kere daha kendinden geçti: Ay ve Güneş.

--Aşk acısıyla aşık, Allah'ın izniyle olmazları oldurur. Acı çeken yürek sevgiliye kavuşamadığı için ona başka kapılar açılır uykusunda.

--Ay ve yıldızlar, geceleri uyuyamayan insanlara sadece ilham verir. Sevgilisinden ayrı şairlerin şiirlerini yazmasını kolaylaştırır. Aşıkların ise acısını dindirmek yerine kat be kat artırır. Gece, karanlığında aslında insanın kendine itiraf edemediklerini aydınlığa çıkarır. Fakat Sinan, unutma ki yıldız ve ay, ay ve yıldızdır; bizse onların karşısında sadece insan. Bize düşen onları uzakta da olsalar izlemektir.

--Sizin bana edeceğinizi düşündüğünüzün eziyetin bin katını kalbim bana yapmaktadır. ( Hürrem Sultana )

--Bu acıyla yanmak benim kaderimse, bu acıyı taşlardan başkası anlayamaz. Taşlar ki aşkın en sadık dostları olacak bundan sonra. Ey Mihrimah, adı dilime yasaklı olan sevgili, gülüşü gözlerime haram olan sevgili, seni her anmamda nasıl kanıyorsa bu dilim, nasıl eriyorsa aşkının altında tenim, ruhum nasıl sızlıyorsa her daim, aşkımın tercümanı olacak ellerimde şekil bulacak olan taşlar.

--Aşkı taşıyan gönül ölümsüzdür. Ey Aşk, seni de payitahtın unutulmaz bir parçası yapacağım.

--Gözleri ile önce bulunduğu noktayı ( Edirnekapı ) sonrada karşıdaki Üsküdar'ı süzdü. Uzun süre baktı Sinan. Boşluğa mı bakıyordu yoksa içindeki aşkın karşılıksız kalmasının sancısı ona yeni düşünceler mi fısıldıyordu belli değildi.

--Başına toplanmış olan ustalarla caminin masrafının ne olacağı, ne zaman biteceği hakkında fikir alışverişinde bulundu. Camiyi sevgilisi için yaptığına göre en kısa zamanda ama muhteşem bir şekilde bitirmesi gerekiyordu.

--Ah ay meleğim, ruhumun sızısı! Bu camiye bakanlar seni görecek benim gözümle!

--Dünyada namım almış yürümüş, her gün ismini bile bilmediğim ülkelerden mektup gelir. İsmini bilmediğim insanlar bana övgü yağdırır. Ama gel gör ki gönül ülkesinin sultanı bir tek laf bile etmez.

--Buraya ( Edirnekapı ) tek minareli bir cami konduracağım. Nasıl ki bu aşk beni kendi içimde yalnızlığa hapsetti, sultan anlasın aşkından ne çektiğimi.

--Camiye ( Edirnekapı ) yüz altmış bir pencere koydurdu. Böylece güneş ne yana dönerse dönsün cami ışıksız kalmayacaktı.

--Günler günleri aylar ayları kovaladı. Mart ayı geldi. Yağmurlar bir yağıyor, bir diniyordu. Yirmi birinci günü yine Mihrimah, erkenden hazırlanıp Edirnekapı'ya geldi. Yağmur yağmıyordu ama hava soğuktu. İyice büründü şalına. Ne beklediğini bilmenin huzuruyla bekledi durdu akşama kadar. Gökyüzünün yavaş yavaş rengi değişmeye başladı. Güneş batmak üzereydi, ufuk kızıllaştıkça kızıllaştı. Güneşin batmakta olduğu Edirnekapı sessizliğe büründü. Mihrimah hayretten açılmış gözleriyle bakıyordu, her iki camiye de gözler bir bakışıyla ile uzakları aynı noktada birleştirdi. Ne uzaklık kaldı arada ne de mesafeler. Ay'ın doğmakta olduğu Üsküdar ise berraktı, sakindi, Edirnekapı'ya karşı. Gözlerinden yaşlar aktı.

--" Belki de bu dülger bu başarıyı da bana duyduğu aşkından dolayı elde etti. Yoksa aciz bir kulun on üç günde köprü yapması akıl işi değil. " O gün Prut'ta söylediği söz geldi aklına. " Bunu yapmak için ya aptal olmak lazım yada aşık " Kendisine aşık olduğunu bildiği adama, yıllarca sessizliği içinde acı çektirdiğine ağladı, Mihrimah.

--Ey Koca Sinan! babam, boşuna vaktinde bu unvanı sana vermemiş. Bir ben senin marifetlerini görmekten uzakmışım.

--Bugün benim doğum günüm. 21 Mart. Ay ve güneş. Mihr ve Mah. ( Mihrimah )

--Gözlerimi sevgilimin dolaştığı payitahta açarken, onu görme ümidiyle uyanırken, kuşların ötüşünü, denizlerin coşuşunu onun varlığına bağlarken, onun bu fani dünyadan göçüşünü kabullenmek bu yaşlı bedenime ağır geliyor.

--Zaman, acıyı dindirirmiş, kabuk bağlatırmış kanayan yüreğe. Unuturmuş insan. Ah, yeryüzüne şerh düştüğüm sevgili! Bir kere güler yüzle baksaydın bana, bir kere beni gören gözlerinde kendimi bulsaydım. Bu kadar yanar mıydı yüreğim? Senin yokluğuna alışmak kolay mı?

Nasıl Olur?

Nasıl olur? Bir kadın bir erkeği bakışları ile nasıl eritir? Tek bir sözüyle, tek bir bakışıyla bir erkeğin beynini nasıl durdurur?!

22 Ocak 2012 Pazar

Benim Bu Kadınla Sorunum Ne Zaman Bitecek?

E: Efendim?
K: Gelmiyor musun? Seni bekliyorum.

En son ne zaman görüşmüşlerdi? Hatırlamıyordu. Çok özlemişti arkadaşını. Arkadaşını? Aslında aşıktı ona. İlk gördüğü günden beri aşıktı. İlk görüşte aşka inanmazdı o günü yaşayana kadar. Ama göz göze geldikleri ilk an aklından geçip dilinin ucuna gelen ama söyleyemedi tek cümle: Tam isabet, Eros! olmuştu.

O günden sonra hep ona açılmanın yollarını aramıştı. Tam cesaretini topladığı zamanlarda, onun bir ilişkisi olduğunu öğrenmişti. O günden sonra da elinde olan / olmayan bazı sebeplerden ötürü eskisi kadar sık görüşememişlerdi. Üniversite yıllarıydı. İkisi de aynı sene, aynı üniversiteye başlamışlardı. Ama nedense son seneye kadar birbirlerini görmemişlerdi. Son sene tanışmışlardı. Mezuniyet balosuna gitmemişti erkek, onu bir başkasıyla dans ederken görmemek için. Halbuki kız, arkadaşını özlemişti ve bu özel günde onun da yanında olmasını istemişti. Sevgilisine ondan pek çok kez bahsetmiş ama tanıştırma fırsatı bulamamıştı. Bugün tanıştırabileceğini düşünmüştü. Ama erkek ne gelmişti, ne de gelmeyeceğini söylemişti.

Pesimist bir hayat yaşamıyordu aslında erkek. Bölümünü birincilikle bitirmiş, gitmeyi çok istediği New York Üniversitesi'ne ( NYU ) Master başvurusu kabul olmuştu. Bunun mutluluğunu yaşıyordu. NYU hakkında bazı bilgiler aldığından beri orada öğrenim görmenin hayalini kurmuştu. Ve artık bu hayali gerçekleşmek üzereydi.

Kep törenine katılmış ama farklı fakültelerde oldukları için, o telaşlı ve heyecanlı kalabalık içerisinde birbirlerini görememişlerdi. Üniversite mezunu pek çok insan gibi o da en güzel döneminin üniversitede geçtiğini düşünüyordu. Ama öğrencilik onun için bitmiyordu. Kep töreninden 1 ay sonra Amerika'nın New York eyaletine gitti. Bu eyalette çok güzel iki sene geçirdi. Başarılı bir öğrencilik, part time işlerde kazanılan paralar, kısa tatillerde Atlantic City, uzun süreli tatillerde ise Las Vegas'ta geçen zevk dolu günler. Kumar, alkol ve sex. Las Vegas başka ne için vardı ki?

Zevk içinde geçen, bol kazançlı ve hem öğrencilik hem mesleki açıdan başarıyla sonuçlanan 2 yılın ardından, her ne kadar bu lokalde pek çok iş teklifi almış olsa da, memleketine dönüp bir süre ailesiyle özlem gidermeye kararlıydı. Daha sonra kesin dönüş yapacak, gelmeleri halinde ailesini de buraya getirecekti. NYU'dan mezun olduktan sonra bir süre daha Las Vegas'ta kaldı. Son gecesinde " büyük " oynayacaktı. Oynadı da. Ve bu oyunda kazandığı miktar, 2 yıl boyunca kazandıklarından çok çok daha fazlaydı. Türkiye'ye zengin biri olarak geri dönecekti. Son gecesinde, son kumarını oynadığı gibi son bir kez daha yatacaktı Las Vegaslı bir kadınla. Gözleri gazinoyu taradı. Taradı. Taradı... Gözüne kestirdiği kadın tıpkı O'na benziyordu. Bu sefer aşık olduğu kadını ne kadar arzuladığını fark etti. Sevgi cinselliği doğurur. Tam o sırada bir önceki geceyi birlikte geçirdiği kadın yanaştı yanına. Cinselliğin fazlası sevgiyi doğurur. O yüzden bir kadınla asla iki kere yatma!


Aşık olduğu kadın oradaydı. Tek yumurta ikizi gibi. 3 yıl önce onu ilk gördüğü an aklına geldi. 1 sene boyunca üniversitede sık sık görüşmüşlerdi, ama aklından hiç böyle bir düşünce geçmemişti. Sadece o 1 sene içinde değil, NYU'da geçen son 2 senesi boyunca da o kadını hiç arzulamamış hatta bir süre sonra aklına bile gelmemişti. Ama bugün... Bugün o buradaydı. Karşısında. Aynı yüz. Aynı beden. Aşıktı bu kadının Türkiye'deki " ikizine ". Bir süre o kadını izledi. Kadının gülümseyerek bakan gözlerinden cesaret alarak yanına yaklaştı. Önce birer kadeh viski ve sonra yatak odası. Aklında o!

Bir an utandı kendinden. Sırf ona benzediği için bir kadınla birlikte olmak. Böyle düşündüğü için utandı kendinden. Kadını odadan gönderdi. Bir kadeh viski daha doldurdu. Sonra bir kadeh daha. Bir kadeh daha... Geçen 2 sene boyunca hiç haber almamıştı ondan. Bazı arkadaşlarıyla bağlantı kuramamıştı, bazılarıyla bilerek kurmamıştı. Sadece ailesi ve çok yakın 2-3 arkadaşıyla sürekli iletişimde olmuştu. Şimdi tekrar onu düşünüyordu. Kahretsin! Neden bu gece karşısına ona çok benzeyen biri çıkmıştı ki? Beyni yine allak bullak oldu. Acaba nasıldı? Neler yapıyordu? Evlenmiş miydi, bekar mıydı yoksa? Bir ilişkisi var mıydı? Türkiye'ye döndüğünde " Beni neden hiç aramadın? Mail yazmadın? " dediğinde ne cevap verecekti? Belki şuan o da Türkiye'de değildir orada olsa bile belki İstanbul'da değildir diye düşündü bir an.

Kafasındaki sorularla bindi uçağa. 11 saatlik yolculuğun ardından tekrar İstanbul'daydı. Ailesi onu karşılamaya gelmişti. Hiçbir arkadaşı yoktu orada ama ablası, yakın arkadaşlarına haberini vermişti.

İstanbul'daydı tekrar. O iki sene boyunca aşkıyla hiçbir şekilde bağlantıya geçmemişti ama aileleri görüşmeye devam etmişlerdi. Evine döndüğünde annesine sordu onu. " Tam zamanında geldin, evleniyor. Bu hafta sonu düğünü var. Çok sevinecek seni görünce. " Evleniyordu. Halbuki daha gençti, evlilik için erken sayılabilecek bir yaştaydı. Hiç dönmeseydim iyiydi diye düşündü bir an. Ve özlem giderme faslını kısa kesip ABD'ye olan kesin dönüşünü erkene çekti. Düğünden hemen sonra gidecekti. Aradı onu.

E: Hey, benim. Annem söylemiş sanırım geleceğimi. Bir saat oluyor uçağım ineli. Nasılsın?
K: Ya sen ne kadar vefasızmışsın be! Annenden babandan sana hiç vefa bulaşmamış. Hiç aramaz mı insan bir mail bile atmaz mı? Hiç merak etmez mi benim bir arkadaşım vardı şuan nerede napıyor nasıl diye?
E: Haklısın. Ama merak etme telafi edeceğim bunları. ( Telafi etmek mi? Sadece 5 gün kalacaktı İstanbul'da ve bu 5 gün içinde düğün telaşından onunla görüşme fırsatını bulamayacağını biliyordu nasıl telafi edebilirdi ki ? Ve bu laf ağzından nasıl çıkmıştı? )
K: Biraz zor ama umarım edersin. Evleniyorum lan. Düğünüm içine doğdu kaçırmak istemedin o yüzden mi geldin?
E: Başka ne için olacaktı? Zaten düğünden hemen sonra döneceğim. Düğününde piyanist şantörlük yapıp seni kaptırdığım için ağlayacağım ( karşılıklı gülüşürler ) Müsaitsen görüşelim? ( Ne görüşmesi? Bu laflar kendiliğinden dökülüyordu ağzından! )
K: Tamam. Müsait değilim ama özledim seni. İptal ediyorum bugünkü işlerimi. Hazırlanırım yarım saate. Gel al beni evden.
E: Tamam. Yarım saat sonra oradayım.

Bu buluşmayı aslında hiç istemiyordu. Nasıl oldu da kendini kaptırmıştı yine? Evleniyordu. Ondan uzak durmalı beynini arındırmalıydı. Ama yapamıyordu. Şimdi eline onun eski fotoğraflarını almıştı. Hayır! O evleniyor. Sıçma içine her şeyin! Psikopatça bir takıntıydı bu herhalde. Ve sordu kendi kendine: Benim bu kadınla sorunum ne zaman bitecek?

                                                  Yarım saat sonra

E: Efendim
K:Gelmiyor musun? Seni bekliyorum.

Bu sefer ablasına sordu. Abla, benim bu kadınla sorunum ne zaman bitecek? Hiçbir zaman!


( Başlık bir köşe yazısından alıntıdır. )

21 Ocak 2012 Cumartesi

Tarihe Adını Yazdıran Bazı Kişilerin Ölmeden Önceki Son Sözleri

Humphrey Bogart 
"Asla Scotch'tan Martini'ye geçmemem gerekirdi."

Marie Antoinette 
"Afedersiniz efendim. İsteyerek olmadı."
(Giyotin sehpasına giderken yanlışlıkla celladının ayağına basınca...)

Charlie Chaplin
"Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı" ("Tanrı ruhunu affetsin" diyen papaza karşılık olarak)

Albert Einstein
"Ben görevimi burada bitiriyorum"

Wolfgang Amadeus Mozart
"Ölümün tadı, dilimin ucunda. Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum"

Joan Crawford
"Lanet olsun... Sakın Tanrı'dan bana yardım etmesini istemeye kalkma"
(Kendisi için yüksek sesle dua etmeye başlayan kahyasına söyledi.)

Dominique Bouhours - Ünlü Fransız dilbilgisi uzmanı
"Ölmek üzereyim veya ölmekteyim: bu ifadelerin ikisi de doğrudur."

Kral V. George
"Allah'ın cezası Bognor"
(Doktoru tarafından Bognor Regis'te deniz kıyısında bulunan sarayında dinlenmesi önerilince...)

Nostradamus
"Yarından itibaren artık burada olmayacağım"

Carl Panzram
"Acele et sersem herif, sen böyle oyalanırken ben 10 adam öldürürdüm!"
(Seri katil Panzram, asılarak idam edilmeden hemen önce.)

Saki
"Söndür şu lanet olası sigarayı!"
(Saki'nin (H. H. Munro), 1. Dünya Savaşı sırasında yanında sigara içen siperdeki subay arkadaşına, duman yüzünden yerlerinin tespit edileceği endişesiyle yaptığı uyarı. Bundan hemen sonra Saki, sesini duyan bir Alman askeri tarafından vuruldu.)

Mary Surratt
"Lütfen dikkat edin, düşmeyeyim."

(Başkan Lincoln'un suikastını planlayanlar arasında bulunduğu gerekçesiyle asılan Mary Surratt söyledi. Birleşik Devletler federal hükümeti tarafından idam edilen ilk kadın olan Surratti son sözünü idam sehpasına doğru giderken söyledi.)

Voltaire
"Papaz efendi, bence şu an düşman kazanmak için iyi bir zaman değil."
(Şeytanı lanetlemesini isteyen papaza Voltaire'in verdiği cevap.)

Chopin
“Beni kesip, içimi açmalarını sağlayacağına yemin et. Böylece canlı canlı gömülmekten kurtulurum”(Canlı gömülmekten korkuyordu)

Neville Heath
“Tüh, bunu duble yapsaydınız keşke…”(Asılmadan önce son bir içki içmek isteyen katil)

George Bernard Shaw
“Bu da benim için yeni bir deneyim olacak”

Oscar Wilde
"Ya duvar kağıdı gidiyor ya da ben"

Ludwig van Beethoven
"Komedi bitti"
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...