30 Eylül 2012 Pazar

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk...

Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Sirüş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını, 
Babil uyandığı zaman?!..

1 Eylül 2012 Cumartesi

Fuck You! I'm Iron Man :D


Ne güzel şey hatırlamak seni...

Ne güzel şey hatırlamak seni : 
ölüm ve zafer haberleri içinden, 
hapiste 
ve yaşım kırkı geçmiş iken... 

Ne güzel şey hatırlamak seni : 
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Kitaptan XVI

- Erdoğan Abi, sen ne iyi adamsın. Başkası olsa karısının kaçtığı adamın ailesinin yüzüne bile bakmazdı, sen bir gün bizi kırmadın, hep iyilik yaptın. Babama olan nefretini bize hiç yansıtmadın.
- " Ben Recepten nefret etmedim ki " dedi Erdoğan...
-  Etmedin mi?
- Yok, etmedim valla.
- Peki Ümmühan'dan?
- Ondan da etmedim.
- Hiç mi?
- Hiç.
- Allah Allah. Ben ikisinden de nefret ediyorsun sanıyordum.
Erdoğan'ın berrak gözlerinden bulutlar geçti ve " Öldüm kızım ben o gün. Ölü nefret eder mi ? " dedi adam.

Bir Kitaptan XV

... Bir çığlık kendini fırlatıp attı dudaklarından ve " Gitme! Allah aşkına gitme!" diye bağırdı. Fırat ona sarılırken Narin'in gözlerinden yaşlar oluk oluk akıyordu. Mehmet'i görüyordu koltuk değnekleriyle aksaya aksaya yürürken, Şadiye ayna karşısında saçlarını tarıyordu, Recep Hatice'yi dövüyordu, Hatice hastaneye koşarken Mehmet için çığlıklar atıyor, " Allah'ın gücüne gitti! " diye bağırıyordu son ses, Narin annesinin peşinden koşuyordu, Recep kapı önünde sigara içiyordu, Şadiye damağını kaldırıyordu, Mehmet sahada koşuyordu, Narin lacivert beyaz bir elbise giyiyordu...

Yalnızlık

Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanı geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Durumunu sükunetle kabullendiğin ve onunla savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta " çat kapı " yoktur ve yalnız bir kimsenin hayatının doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır. Kimsenin hayatını tamamlamaz ve bunun karşılığı olarak kimse de onun hayatını bütünlemez. Kimileri böyle olmasını tercih ettikleri için, kimileri de kimse onları tercih etmedikleri için yalnızdır. Yalnız biri sadece bir aksesuardır. Süslü bir toka, zarif bir kolye, boktan bir kemer ya da bir çift güzel küpe... Yoklukları üzüntü verici olsa da kimseyi öldürmez...

Hande Altaylı


11 Ağustos 2012 Cumartesi

Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni...



Sofular haram demişler bu aşkın badesine
Ben doldurur ben içerim günah benim, kime ne?



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...