7 Mart 2012 Çarşamba

Üniversite Mezuniyeti Yaklaşan Öğrencinin Dramı: Part 2

Son 3 ay... Muhtemelen 3 ay sonra bugün finallerim bitmiş olacak. Kendimi nasıl bir boşlukta bulacağıma dair hiçbir fikrim yok. Bir boşluğa düşeceğimden eminim de.

Aslında dönüp arkama baktığım zaman, sürekli güldüğüm ( ağlanacak halime bile güldüğüm ) her durumdan bir komedi ya da kendimi eğlendirecek bir durum çıkardığım zamanlar sadece ilk yılımla sınırlı kalmış. Halbuki o zamanlar maddi imkansızlıklar içindeydim ve her ne kadar bir vakıf üniversitesinde burslu okusam da üniversitedeki arkadaşlarıma maddi olarak ayak uyduramıyordum. Öyle ki bölümden arkadaşlarımla ders ve ders araları dışında sadece 2 kere takılıp bir yerlere gitmişliğim ( birinde yanlış hatırlamıyorsam vizeler sonrası Bakırköy, öbürü de finaller sonrası Ortaköy ) var ilk dönem içinde. Ama para olmadan da eğlenebiliyordum, keyif alabiliyordum her şeyden.

Biraz inek öğrenci modum, vizelere 2 hafta önce çalışmaya başlamam ( 8.döneme girdim ve hala böyle bir şeyi tekrarlamadım ), haliyle 3.61 gibi güzel bir ortalama ile ilk dönemi bitirmem ve öğrenci kulüplerinde aktif olmaya çalışmam...

Tiyatro Kulübü... 23 yıllık ömrümün belki de en keyifli, en mutlu günleri o kulüp içinde kulüpteki ilk yılımda geçmiştir. Hayatımın, hiçbir anının asla silinemeyecek koca bir dönemi. Ben o zamanlar bayağı kalas biriydim. Bildiğiniz odunun önde gideniydim yani. Ama tiyatroyu da çok severdim. Lisedeyken iki sene üst üste okul tiyatrosunda yer almış, kalaslığımı sergilemiştim. Üniversitede tiyatro kulübünde iki oyun çıkartma kararı alınmıştı. Biri 18 Mart Haftası için bir Çanakkale Oratoryosu, öbürü ise yaza doğru çıkacak bir komedi oyunu. İkisinde de yer almak istediğimi belirtmiştim. Ancak komedi oyununu müzikal olarak yapmaya karar verdiler. Müzikal dans demekti ve ben dans edemezdim. Bu yüzden çıkmayı düşündüm. Lakin kulüp başkanı tüm kulüp önünde, beni çok fazla tanımamasına rağmen, bana güvendiğini söyleyince onun güvenini boşa çıkarmamak için kulüpten ayrılmadım ve daha önce söz verdiğim gibi iki oyunda da yer aldım.

Çanakkale Oratoryosu'nun premieri yaklaştığında kulüp içinde enrtikalar dönmeye başlamıştı. Çoğu kulüp üyesinden soğumuştum. Bir arkadaşım bırakmayı düşündüğünü söylemişti ki bu arkadaş kulüp yönetim kurulu üyesiydi. Biz de, o dahil olmak üzere, 4 arkadaş oturduk Çanakkale oyunu bittikten sonra ikinci oyunun castında yer almamaya karar verdik.

Salonumuz 850 kişilikti ve Çanakkale oyunumuzda salonda 500-600  civarı seyirci vardı. Bu da bizi haliyle üzmüştü. Ama bizim bile beklentilerimizin üstüne çıkan performansımız, izleyenleri gerçekten çok etkilemiş ve ağlatmıştı. Hele bir emekli albay hocamız vardı ki, biz kendisinin beğenmeyeceğini düşünürken, gösteri esnasında 3 farklı sahnede ağladığını gördüm. Gösteri sonunda birbirimize bunu söylüyor ve başarımızdan ötürü mutluluk duyuyorduk.

Çanakkale gösterimiz sonlandıktan sonra 4 arkadaş kulüpten ayrılacaktık. Ama ikinci gösterimiz, Ah Şu Gençler müzikalinin bir provasına girdik. Sadece yarım sayfa olan bir diyaloğu, gülmekten 2 saatte bitiremedik. 2 saat sonunda hepimizin karnına ağrılar girmiş, gülmekten yerlere yatmıştık. Böyle olunca bırakmayı düşünen 4 arkadaş, hayatımızdaki en doğru kararlardan birini vererek, bırakmadan vazgeçtik. Ve birbirini izledi birbirinden keyifli, kahkaha dolu provalarımız.

Yukarıda da yazdığım gibi maddi imkansızlıklar içindeydim ama sorun etmiyordum. 14 kişiydik kulüpte, 3 kişi de dışarıdan geliyordu ve sayımız 17ye çıkıyordu. Kulüp içindeki herkesin best friendleri yine kulüptendi. Alper ve Süeda ( kendisine kısaca Süü derdik ) adlı iki şahıs kısa sürede bana kardeşten de öte olmuşlardı ( Alper ile yakınlığımız çok daha artmış bir şekilde, muhabbetimiz devam etmekte ancak Süeda nerede, ne halde bilmemekteyim ). Süü'nün babası okulda çalışıyordu ve bu yüzden okuldaki restoranlardan birinde Süü'ye yemekler beleşti. Biz üçümüz o restorana gider, bir menüyü üçümüz yerdik. Bir tas çorbaya 3 kaşık daldırırdık. Süü her gün yemek alırken " hangisinden daha çok koyacaksanız onu verin " derdi :D Güzel günlerdi...

Ah Şu Gençler müzikalinde fazlasıyla dekor ve aksesuar kullanmıştık. Her prova öncesi ve sonrasında bunların taşınması işinde, centilmenlik yaparak kızlara taşıtmamaya özen gösterirdim. Ama yorulmaya başladığımda, yemişim centilmenliği der, ne var ne yok kızlara yüklerdim. Tabii söylemeden geçmeyeyim o sene bir de hafta sonları İtalyanca kursuna giderdim, hem yeni bir dil öğrenmeye çalışır hem de bu kurs sayesinde aynı kurs merkezinde gitar kursuna gelen çok sevdiğim bir şahsı görme fırsatım olurdu. Ki bunlar da benim için o dönemlerin gayet mutlu geçmesinde pay sahibiydi.

Günler böyle devam ederken, gitar kursuna gelen o şahıstan iyice hoşlanmaya başlamıştım. Ve bir gece uykumda, sabaha karşı o kişiye çıkma teklifi ettiğimi onun da kabul ettiğini gördüm ( o rüyamda bile o kişinin yanından ayrılma sebebim Alper'in beni dans provasına çağırmasıydı ). Ve bu rüyanın etkisiyle gidip o kıza, kendisinden hoşlandığımı söyledim. Malesef, kabul etmedi. Hayatımda aldığım ilk " hayır " cevabıydı. İlk defa ret edilmiştim. Neyse bu sayede ret edilme fobimi de yenmiş oldum, bu da bir şey. ( Aslında bu ret edilme hayatımın kötü bir döneminin başlangıcı olacakmış, o an bunu fark edememişim. )

25 Mayıs 2009 tarihinde Ah Şu Gençler'i sahneledik. O güne kadar ki yaşamımın tereddütsüz en mutlu günüydü. Ki bir gece öncesi çok stresliydim. Sabah uyandığımda yanağımda 3 sivilce çıkmıştı. Salonumuzun tıklım tıklım dolmasına rağmen, gelmesini istediğim gitarcı kız gelmeyince üzülmüştüm. Evimin yolunu tutmuşken de ilk olarak ona mesaj atıp o günü anlatmıştım.


Ah Şu Gençler: 1. Perde Kapanış Sahnesi


Sevdiğim kişi hayır da dese, parasız da olsam, provalar yorucu ve yoğun da olsa, yine de genel olarak çok mutlu bir yıldı, hayatımın bir dönemiydi. Bazen düşünüyorum acaba bu üniversiteye gelerek yanlış mı yaptım diye? Çünkü eğitiminden memnun değilim, bölümümün yönetiminden memnun değilim, okul idaresinden bazı tabularından, kesin kararlarından memnun değilim ve kimseye önermiyorum. Soruyorum kendime acaba yanlış mı yaptım diye. Ama nedense bir türlü evet diyemiyorum kendime. 4 sene öncesine gitsem ve bunların yaşanacağını bilsem yine aynı seçimi yapardım herhalde.

2.sene ise üniversitedeki en kötü seneydi. 3de biraz toparlanmıştım. Bu sene ise gayet iyi gidiyor ama çok hızlı gidiyor...

4 yorum:

Lô - Lâ dedi ki...

acisiyla tatlisiyla geride kaldi .. guzel ani olarak yer edindi .. uzerinde iyi ya da kotu donem diyerek jinx etme .. simdi, anin tadini cikar ..

master yapsana sen .

Sparrow dedi ki...

Lô - Lâ, jinx etme derken? :) master yapmak istiyorum ama istemekle olmuyor. Başvurucam üniversitelere master programlarına.

aslında anın tadını çıkarmakta iyiyimdir ama tadı çıkacak anlar bitmek üzere gibime geliyor bu da keyifsiz ediyor insanı işte...

Lô - Lâ dedi ki...

nazar eyleme babinda : )

gibine gelmesin iste .. gibisi yok, an var .

Sparrow dedi ki...

Lô - Lâ, anladım :) ama bitiyor işte masterda bu kadar keyifli günlerim geçip geçmeyeceği meçhul artık ciddiyet aldı başını gidiyor :(

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...