14 Aralık 2011 Çarşamba

Gerçek Bir Dosta Sahip misiniz?

Terentius, "Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim" demiş, yitirdiği bir dostunun ardından. Nasıl bir insandan bahseder Terentius? Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir yitirilen? Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır? Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren? Nedenlerini merak etse de, göz yaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz? Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mı dostum deriz? Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese "Kulaklarına inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost? Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildigimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa? Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar? Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz? Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi saşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz? Aristo haklı mıdır; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır" derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yaşını mı tutmaktadır? Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir? Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir? Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta? Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda? Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı kendimizden? Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz? İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için...

Can DÜNDAR

Hiç Beklentisiz Sevdiniz Mi?

Hiç beklentisiz sevdiniz mi?
Yani Bugün telefon etmedi demeden, Şu an nerede acaba? diye kendi kendinizi yemeden, Yaş günümü hatırlayacak mı acaba? diye bir beklenti içine girmeden… Sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan, Bitecekse biter , bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi diye düşünüp.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden…
Ve beklemeden gelen bir “seni seviyorum” mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?
Bugün beni hatırlamadı yerine Hiç beklemiyordum, senin geleceğini diyebilmek ne güzeldir oysa… Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir… Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin…
Ben, beklentisiz seviyorum…
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir Seni özledim mesajı ile aşkı yakalayın.. Beklentisiz sevin…
Ben, beklentisiz seviyorum…
O, sizin sevgiliniz oldu için değil.
Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin… Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından…
Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel…
Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik…
Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını.. Ben, beklentisiz seviyorum… Onun nerede olduğunu merak etmiyorum…
Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda…
Geleceğe dair hayallerim de yok zaten…
Ben, sevgiyi yaşıyorum…
Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki… Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları… Beklentisiz seviyoruz…
Sevdiğimiz için seviyoruz…
Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz… Anlık seviyoruz…
Deneyin… Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün…
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…

Can DÜNDAR

8 Aralık 2011 Perşembe

???

Her zaman doğru yapmak doğru bir şey midir ?

Dün&Bugün

Aslında bunları dün yazacaktım ama dün çok da sağlıklı bir ruh halinde değildim. Efenim İstanbul'da yaşayanlar yada haberleri takip edenler İstanbul'da dün nasıl bir yağmur yağdığını bilirler. Ve ben bu yağmuru sevmeme rağmen, bu sefer kızdım. Kendime de kızdım, son dersin ikinci yarısına girmemeyi düşünürken ne bok yemeye girdiysem! Gerçi girmeseydim o zaman yağmura yakalanır mıydım onu da bilmiyorum ya neyse. Okulumun girişinde 15 dk falan bekledim yok dinmiyor yağmur. Gazaan mübarek olsun Sparrow diyerekten çıktım yola. Defteri başıma tutarak yürümeye başladım. Defterim yamuldu çatladı!

Bak yağmur, tamam seni seviyorum, yağdığın zaman mutlu oluyorum ama böyle de olmaz ki! Ne demiş Şeyh Edebalı " Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibarın kalmaz " bu sözü bilmiyor musun sen? Ve son olarak markafoniden aldığım, %80 indirimi görünce balıklama atladığım ve modelini şeklini zartunu zurtunu çok sevdiğim saatimle uğraşmayı bırak! İkinci kez su geçirmesine sebep oldun, üçüncüsünde bozuşucaz ona göre!

Gelelim bugüne. Bugün best friendlerimden birinin doğum günü. Okulda pastasını kestik, kutladık falan. Kısmetse yarın akşam için daha güzel bir organizasyon planlıyoruz. Doğum günün kutlu olsun dostum, iyi ki varsın diyor kendimle ilgili kısma geliyorum. Ay çıkmadan benimde doğum günüm var. Ve ben yarından itibaren okulda değilim. Ay sonunda zaten finaller başlıyor. Neyse doğum günümde okulda olmucam yani. Bunu bilen bir arkadaşım, sağ olsun bana bugünden doğum günü hediyesi almış. Daha doğrusu dün aldı, bende gördüm ve bana olduğunu tahmin ettim. Bugünde anlamayayım diye kendini kastı ama nafile :D

Çok teşekkür ederim canım arkadaşım, dostum sana. Ama benim kedilerden nefret ettiğimi bilmiyor muydun ki bana tahtadan yapılmış kedili bir şey aldın? Hemde bir tane değil,üç tane kedi var.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Bir Kitaptan / VII

... Önce bir ses duydum; kınından sıyrılan bir bıçak, zehrini kusan bir engereğin tıslaması, yırtılan tenin yumuşak yankısı. Baktım, şimdi Alaeddin duruyordu karşımda. Gülümsemeye çalıştım bırakmadılar, bakışlarımla anlatmak istedim, fırsat vermediler. Aynı anda yedi kez parladı yedi bıçak dolunayın ışığında. Aynı anda tam yedi kez sarsıldım. Yedi kez açıldı bedenimde yedi ateş çiçeği. Sonra yedi ateş çiçeğinden usulca gökyüzüne yükselen kendi ruhum. Sonra taşa damlayan kan. Sonra gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu, ürkütücü bir serinliğin içinde yüzen ağaçlar, katmerlenen kış gülleri, tazelenen nergisler, bedenimi parçalayan yedi kişi. Yedi öfkeli yürek, nefret tarafından ele geçirilmiş yedi akıl, yedi keskin bıçak. Ne yaptıklarının farkında bile olmayan yedi zavallı adem. Ve sonra taştaki kan; canlı cansız ne kadar mahlukat varsa hepsini içine alarak koyulaşan o bir damla kan...

5 Aralık 2011 Pazartesi

Ödül Mimi

Sevgili Sestod beni mimlemiş. Teşekkür edeyim. Mimin kuralları şöyleymiş:

Kural-1: Mimleyen kişinin blogger adresi paylaşılacak: Sestod'un blogu: kitapcaybattaniye.blogspot.com

Kural-2: Kendi hakkımızda 7 gerçeği paylaşıyoruz.
- Saçma sapan bir duygusal yanım vardır. ( Gereksiz yere aşırı duygusallık yapabiliyorum )
- Çok çabuk sinirlenip çok çabuk sakinleşebiliyorum. Öyle ki beni kızdıran birine " gerizekalı " demek istediğim de geri... diye bağırmaya başladığımda ...zekalı kısmına getirmeden sakinleştiğim olmuştur.
- Merak edeyim etmeyeyim, vizyona bir film girdiği zaman girdiği ilk hafta sinemaya gidip izlemezsem daha sonra o filme gitme ihtimalim 0'ın altında -1907
- " Eski dosttan düşman olmaz " deyip arkadaşlarımdan 1500 kere kazık yesem de hala " eski günlerin hatrı var " deyip kimseyi silmem, bana işleri düştüğünde elimden geldiğince yardım ederim. ( gerizekalı diye kendime derim işte )
- Saçma sapan, gereksiz ne kadar bilgi, anı varsa ezberimdedir. Bir türlü unutamam. Ama derslerime yarayacak bir notu yada çok sevdiğim şiirleri hala ezberleyemedim.
- Alışveriş yapmayı sevmem, kızlarla alışverişe çıkmaktan nefret ederim. Ama mecburiyetten gittiğim zamanlarda eğer kendim için bir şey alacaksam kolay kolay satış temsilcisi ile muhattap olmam ama bir arkadaşım kendine bir şey alacaksa hem ona hem diğer müşterilere hem de satış temsilcilerine takılmaktan, laf söylemekten ( güzel kadınlar varsa ) iltifat etmekten kendimi alamam.
- 6 yaşımdayken sağ ayağımın baş parmağını lağam deliğine sokup kırmışım, kırıldığını yaklaşık 1 ay sonra gittiğim doktordan öğrenmişim ve buna sebep olan arkadaşıma sadece " eşşeoğlu eşek " demekle yetinmişim. ( miş'li geçmiş zaman kipini kullandığıma bakmayın hepsini hatırlıyorum ama nedense miş'li geçmiş zaman kullanmak istedim )

Kural-3: Bu mimi sevdiğimiz 10 blogçuyla paylaşıyoruz. Bende mimlerimi;

Larien'e, Kibritçi Kız'a, Lazanya'ya, Kırmızı Başlıklı Pollyanna'ya, Kitap Gibi Kız'a, Cecil'e, Volante'ye, Crazywomanrosemary'ye, Hayal Meyal'e, İnanırsakolurbence'ye gönderiyorum.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Musallat Ol Bana!

Mutluluğun insan bedenine girip bir an önce bana musallat olmasını ve yakamı kıyamete kadar bırakmamasını istiyorum!

P.S: Yanlış anlaşılmasın, Musallat filmini izlemedim adını kullanıyorum sadece.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...